17 C
Trabzon
Salı, Ekim 20, 2020
21. NAMLI TÜRKÜCÜ GÜL AHMET ZAMAN ÂHIR ZAMANDIR, EMNİYET OLMAZ KULA

21. NAMLI TÜRKÜCÜ GÜL AHMET ZAMAN ÂHIR ZAMANDIR, EMNİYET OLMAZ KULA

0
1576

Ahmet Taka (1896-1919); Behzat ile Altunay Taka’nın oğulları, Osman Taka (1883-1951)’nın kardeşidir.  Hakkında türküleri ve türkücülüğünden öte çok fazla bir şey bilinmez. Net olarak bilinen, devrinin sayılı türkücülerinden olmasıdır. Yüzünün sol tarafındaki büyükçe gülü dolayısı ile “GÜL AHMET” lâkabı ile anılır.  Seyirde panayırda aranan bir delikanlıdır. Bir kaç evlilik de geçer üzerinden; ama bir türlü çocuk sahibi olamaz. Sık sık evlenip boşanması da çocuk sahibi olabilmenin özlem ve isteğindendir kuşkusuz. O zamanın değer yargılarına göre, bu durum bir noksanlık olarak da telakki edilir toplumda. Ahmet de bunun ezikliğini yaşar. Seyirlerde alt edilebilmesi için bu zaafı üzerine gidilir. O zamanlar karşılıklı iki grubun kol başları ve yardımcıları ile kol kola kenetlenip ritmik bir ayak ve vücüt hareketi ile sallanarak ayakta saatlerce süren atışma seyirleri çok yaygındır Of Boğazı’nda ve özellikle Çaykara Vadisi’nde.

 

Bir seyirde bu zaafını şöyle dile getirir Gül Ahmet:

“E vay beni vay bana, kör talihim gülmedi

Benim gibi ikbalsiz yalan dünya görmedi.”

Başka bir seyirde, karşısındaki bayanın;

“Ahmet kınarım seni, aldığını brakarsın,”

diyerek yarasına tuz basmasına hiddetlenir ve şöyle cevap verir:

“Sınamak bedavadır, sen de gel de bakarsın.”

Gül Ahmet’in namı tüm Of Boğazı’nda duyulur. Davet edilir her düğüne, her seyir ve panayıra.

Böyle bir şenliğe davetli olarak gittikleri bir köyde, rastladıkları bir grup genç kızın aralarından bir tanesi, Ahmet’in alttan bakışlarını farkederek;

“Bakın bakın nasıl bakıyor şu kukulalı; s.çayım kukulasına!” diye fısıldar arkadaşlarına. Söylenenleri duyan Ahmet renk vermez, duymamazlıktan gelir. Ama kızın simasi nakşolur zihnine. Biraz da içerlemiştir bu galiz hakarete. Akşam olur panayır kurulur, seyirler başlar. Ahmet kol başıdır. Kız da karşı kolda, türkücülerdendir. Sözü karşı taraf alır seyirler başlar:

Hoş geldin safa geldin bakarak sağa sola

Rotayı mı şaşırdın nasıl düştün bu yola

Gül Ahmet:

Hoş bulduk safa bulduk, hoşlayanın çok ola

Bayburta gider iken yoruldum verdim mola

Karşı Taraf:

Yolcuya saygımız var yeter ki emin ola

Kırarlar kafasını yanlış ise parola

Gül Ahmet:

Bize yanlış yakışmaz, yedi ceddimiz molla

Namaz niyaz selevat, çoktan girdik hak yola

Karşı Taraf:

Sağı solu bilseydin düşmezdin karambola

Gözlerim üzerinde akıbetin hayrola

Gül Ahmet:

Dualar müşterektir, dua eden sağ ola

Sağı solu boş ver de, düzen verelim kola

Karşı Taraf:

Dikkat eyle arkadaş, gelmem ben kafa kola

Kapıyı aşındırıp yaklaşıyorsun fola

Gül Ahmet:

İşim olmaz köyünde, sabah çıkarım yola

Konuk ağırlanmazsa, o yerde işim n’ola

Karşı Taraf:

Bu köy medeni köydür, uyar herkes usula

İnsanımız medeni, bizde şaşmaz pusula

Gül Ahmet:

Ey gidi medeniyet canım kurban o yola

Gözün kapalı gezme, biraz etrafı kolla

Karşı Taraf:

Benim gözlerim açık, bakarım her dört yana

Zahmet etme arkadaş, kafa yorma boşuna

Gül Ahmet:

İstemem zararını, kahve içirdin bana

Kefil olma herkese, pahalı patlar sana

Karşı Taraf:

Ucuz veya pahalı, derdini anlatsana

Bohçanı hemenceni, vereceğim arkana

Gül Ahmet:

Eminim becerirsin, şahit oldum ben buna

Nezaketle incelik, uğramadı obana

Karşı Taraf:

Hem okuduk hem yazdık, diz çöküp ders alsana

Yoktur ihtiyacımız, cahil nasihatına

Gül Ahmet:

Okumak yazmak farzdır, her Allahın kuluna

Lâkin kemale ermek, nasip olmaz oduna

Karşı Taraf:

İnceyiz inceliriz, râmız hakkın yoluna

Boş vermişiz dünyanın, parasına puluna

Gül Ahmet:

Para ile satılsa, giderdin pazarına

Okuduğun kitabın, yanayım yazarına

Karşı Taraf:

Geç defteri kitabı, uymuyorlar ağzına

Aldırırım tozunu, köyün en yağızına

Gül Ahmet:

Döversen beni bugün, yarın kalmaz yanına

Dağda büyüyenlerin, bu yakışır şanına

Karşı Taraf:

Kurban ol köyümüzün, havasına suyuna

Böyle devam edersen, yollanırsın koyuna

Gül Ahmet:

Koyun keçi kavalı, atar mıyım yabana

Bunları öğretirler, dağınızda çobana

Karşı Taraf:

Çobanımız ders verir, aklı olup sorana

Çok fena yakalandın, dağımızda borana

Gül Ahmet:

Alçak ile yükseği, terbiyedir ayıran

Alçaktan alçak olur, alçakları kayıran

Karşı Taraf:

Alçakları kayırmak, geçmez bile aklımdan

Böyle anlaşıldıysak, “hâşâ” deriz huzurdan

Gül Ahmet:

Ne güzel söylüyorsun, konuşturur Yaradan

Gerçekleri duyunca kaçacaksın buradan

Karşı Taraf:

Boynum kıldan incedir, çıkıldıysa sıradan

Ezbere atmayalım, ispat ister sonradan

Gül Ahmet:

Şahidi müsebbibi, hepsi senin kolundan

Yasak mı gelip geçmek, köyünüzün yolundan

Karşı Taraf:

Burda hesap sorulur, keçi ile koyundan

Elbette yasak değil, aşmaz isen boyundan

Gül Ahmet:

Aşar mıyım boyumu, dersi aldım ablamdan

Başımı kaldırmadan yedim taşı arkamdan

Karşı Taraf:

Kefen bezine döndün, vay zavallı korkudan

Kurtuluş yoktur dostum, geçirirler sorgudan

Gül Ahmet:

Soru sual amenna, emir böyle yukardan

Lâkin hakaret ağır, çıkıldı haritadan

Karşı Taraf:

Endazemiz keskindir, bizde herşey kitaptan

Dersi verilir elbet, çıkan var ise yoldan

Gül Ahmet:

Sağı solu sınarken, gitmek için ortadan

Taş yağmaya başladı, haber yok kafa koldan

Karşı Taraf:

Sınarsan sağı solu, çok uzun sürmez voltan

Sazan yok deremizde, işe yaramaz oltan

Gül Ahmet:

Ne hamsi ne sazanı, haberim yok balıktan

Tuttun bizi suale, horoz ile tavuktan

Karşı Taraf:

Maşallah süphanellah, giriyorsun ahırdan

Bir düşersen oraya, canlı çıkılmaz ordan

Gül Ahmet:

Sen de kaba konuştun, demek köyün suyundan

Boşuna dememişler, köylü geçmez huyundan

Karşı Taraf:

Köylüyüm yaylalıyım, sana ona ne bundan

Davetiye mi aldın geçmek için yolumdan

Gül Ahmet:

Yolcu diye bir şey var, haberin yok mu bundan

Gezer tozar insanlar, farklıdırlar odundan

Karşı Taraf:

Gezmek güzel anladık, ne oluyor tozundan

Durumun iyi değil, kuşku duydum pozundan

Gül Ahmet:

Sığınırım Allaha, iftiradan bühtandan

Cinnet mi getirdiniz, kaçırdınız sıradan

Karşı Taraf:

Dediklerim aşikâr, hisseni al onlardan

Tutuldun fırtınaya, kurtuluş yok borandan

Gül Ahmet:

Yolcu geçelim derken boğulduk anafordan

Güya selâm götürdük Of ile Kadohordan

Karşı Taraf:

Allahın selâmına baş eğeriz boyundan

Zannedilmesin sakın, yok farkımız koyundan

Gül Ahmet:

Oyun oynaş numara, biraz utan boyundan

Tanrı’nın misafiri tutulur mu boyundan

Karşı Taraf:

Haberim vardır benim, Karaman’dan koyundan

Çok yolcuyu gördük biz, yılan çıktı koynundan

Gül Ahmet:

Yılan soktuysa seni, sorumlu muyum bundan

Bu köyün hali yaman, şüphelendim suyundan

Karşı Taraf:

Suyumuz pırıl pırıl, Akkaya kovuğundan

İçi paslı olanlar, içmeli oluğundan

Gül Ahmet:

Ne yerim ne içerim, ölsem bile acımdan

Hakaret yedim doydum, köyünüzde bacımdan

Karşı Taraf:

İyi düşün tekrar et, üstelik de bacından

Burda yanlış yapanı, sürüklerler saçından

Gül Ahmet:

Söylenen ayan beyan, köyde şaştı pusula

Hal ve gidiş pek zayıf, ihtiyaç var okula

Karşı Taraf:

Yuvarladın lâfını, düşürdün şarampola

Bu köy medeni köydür, kulak asmam davula

Gül Ahmet:

Eskiden öyle imiş, benzermiş İstanbul’a

Şimdikiler saygıyı, doldurdular çuvala

Karşı Taraf:

Ben kefilim köyüme, zarar vermez kemala

Ne idi saygısızlık, bunu yapan kim ola

Gül Ahmet:

Kefil olma kimseye, velev ki senden ola

Çiğ süt emmiştir zira güvenemezsin kula

Karşı Taraf:

Sıradan kul değiliz, gözünü aç Ey Molla

Gevelemeyi bırak, bana adresi yolla

Gül Ahmet:

Adres senin kolunda, bakınma sağa sola

Üzmek istemem seni, yüklenme bu yoksula

Karşı Taraf:

Bırak masum pozları, nedir kimdir açıkla

Ben eminim kolumdan, neydi, çabuk yumurtla

 

Gül Ahmet:

Zaman âhır zamandır, emniyet olmaz kula

Bu güzeller güzeli, sı.mış idi kukula

 

deyince Ahmet’in tarafı, seyir bozulur ve dağılır. Olay yorumlanıp yankılanır yıllarca çevrede ve “özdeyiş”e dönüşür. Sonraları güven sarsıcı davranışlara karşı kullanılır,  günümüze kadar gelir.

Gül Ahmetler o zamanlar Boğa Mahallesi’ndeki, daha sonra Ağabeyi Osman Taka tarafından, Bilâl Oğlu Mehmet Aydın (Aliaga)’a satılan evlerinde ikamet etmekteler. Huş Mahallesi’nden Dülaoğlu Hasan Saylan (1902-1973) arkadaşıdır. Beraber giderler seyirlere panayırlara. Beraber kurar söylerler türkülerini.

Günlerden bir gün yine bir düğüne davet edilirler türkücü olarak. Hasan tüfeği omzunda gelir Ahmet’i alıp düğüne gitmek için. Arkadaşının evlerine yaklaştığını gören Gül Ahmet, sevgi ve cokuyla seslenir arkadaşına;

“Ey gurban sigarana, ne güzel ışıklıyor

Ya gel ey dostum ya gel, sevdan seni bekliyor.”

Bu sırada arkadaşının yanına kadar yaklaşan Hasan, heyecanlanır bu içten sevgi karşısında. Tüfeğini omzundan indirip sarılmak ister arkadaşına ve ne olursa o anda olur. Tüfek yere düşer, patlar. Gül Ahmet başından vurulur ve cansız düşer kardeşi Gülfe (1900-1946)’nin kucağına. Olay kısa zamanda duyulur tüm Zeleka’da ve çevre köylerde. Ağlama ve ağıtlar gökyüzüne çıkar, arş-ı alaya dayanır. Gül Ahmet’in yası tutulur günlerce. Kahrolur arkadaşı Hasan üzüntüsünden. Neşesi söner, sakin ve sukut bir adam olarak yaşar ondan sonra. Ağabeyi Osman da satar olayın geçtiği evi ve çevresindeki araziyi, bu hazin olayı hatırlatmasınlar diye. Caminin yanına iner ev yapar, oraya yerleşir. Günler ayları, aylar yılları kovalar ama Gül Ahmet unutulmaz. Gelir namı günümüze kadar türküleri sayesinde.

 

ahmetms

Ahmet MUTLUOĞLU

Çamlıca, 10. 12. 2010

KAYNAKÇA:

  1. Havva Kılıçoğlu Aydın, Ali Osman Kızı (1905-…)
  2. Ayşe Rendeci, Osman Kızı, (1926-2010)
  3. Hulüsi Aydın, Kâtip Oğlu, (1926-…)
  4. Şevket Kabaoğlu, Mustafa Oğlu, (1933-…..)
  5. Timur Takaoğlu, Osman Oğlu, (1944-…..)
  6. Süleyman Takaoğlu, Osman Oğlu, (1947-…..)
  7. Niyazi Saylan, Mustafa Oğlu, (1954-…)

CEVAP VER

veya