17 C
Trabzon
Salı, Ekim 20, 2020
20. ZELEKA’NIN BEYAZ ATLI PRENSİ

20. ZELEKA’NIN BEYAZ ATLI PRENSİ

0
1352

Köyümüzün gelmiş geçmiş en namlı kişisi kimdir diye sorulsaydı Zelekalılara kırk sene önce, duraksamadan Osman Taka derlerdi kuşkusuz. Zira yarım asırdır dinlediklerim, bunu rahatlıkla ifade etmeme müsaade ediyor. Evet, ondan çok daha bilgili insanımız yetişti çeşitli alanlarda; din adamımız, öğretmenimiz, doktorumuz, mühendisimiz, hakimimiz, savcımız, avukatımız… O, ilk mektebi bile okumadı. Ondan çok daha üst makamlarda görev aldı bir çok Zelekalı; memur oldu, müdür oldu, üst düzey bürokrat  oldu. O muhtar bile olmadı. Onu zenginlikte de geçenler çok oldu. Ama, Zeleka’nın Beyaz Atlı Prensi Osman Taka’nın namına ulaşamadı hiç biri şimdiye kadar. O Beyaz At ki, günümüzün özel uçağı; milletin on beş şekeri  mayısta yaylaya çıkarıp harcamadan eylülde köye inerken yanında geri getirdiği devirde, şekerle beslediği, namı Çaykara vadilerinde yankılanan “Küheylân”.

Elbette para denen gücü yakalamıştır o da. O da parayı kullanmıştır güç olarak kuşkusuz. Ama esas namına, karizma denen şahsiyetli duruşu ile ulaşır Osman Taka.

1883 yılında, Mustafa oğlu Behzat Taka ile Aliaga (Aydın) oğullarının Kızı Altunay’ın oğlu olarak dünyaya gelir. Çocukluğu Of’ta kereste ticareti yapan babasının yanında geçer. Akan yer anlamındaki “Yerakar” (yeni adıyla Serindere) Köyü Hurmalık mevkiinde annesinin yetişdirdiği meşhur “Of Kabağı” felilerini seleye doldurup satarak atılır hayata çocuk yaşında. Solaklı Vadisi boyunca Soğanlı Dağları’na kadar uzanan ormanlık alandan kestirip, dere suyu ile Of’a indirilen ve el hızarı ile biçtirilen keresteleri satarken geliştirir ticari kabiliyetini.

On altı yaşına geldiği zaman, Haldızen (Demirkapı) Köyü’nden babasının bir arkadaşı şehit olur savaşta. Geride hanımı ile iki kızı kalır kimsesiz. Evlenir Behzat dul kalan hanımla. Kızlardan büyüğünü  akrabadan bir delikanlıyla, adı Ferdane olan küçüğünü de oğlu Osman’la evlendirir. Genç yaşta hayata başlayan Osman’ın daha sonra Of’un sayılı tüccarlarından olan oğlu Şahmeran ( 1899-1984) ile aralarında 16 yaş fark vardır. Peşisıra, Fatma (1912-1992), Gülfidan (1914-2001), İrfan (1922-1989), Ahmet (1924-1989) ve Ayşe (1926-…) dünyaya gelir birer ikişer yıl arayla. Babasını kaybeder. Kereste işini sevmez, terziliği öğrenir, dükkân açar Çaykara’da. Çaykara sele geçince 1929’da, dükkânı Zeleka’da açar.

Allah yürü ya kulum demiştir Osman’a. Cesaretle daldan dala atlamaktadır. Bu cesaretini farkeden  müşterilerinden biri; 1929 selinden sonra, İstanbul’dan getirdiği çok değerli ingiliz kumaşı ile Çaykara’ya gelir. Terzi arar ama nahiye tamamen sele gitmiştir. Osman’ı tarif ederler. Gelir bulur Osman’ı Zeleka’daki dükkânında. Kumaşı çok değerlidir. Çekine çekine uzatırken hazinesini, bir takım elbise dikip dikemeyeceğini sorar. Osman çok rahat bir şekilde olumlu cevaplarken, bir taraftan da karışı ile ölçüsünü alır adamın. Alel usul, rende ile silinmiş, derme çatma tezgâhının üzerine serer servetini müşterisinin. Bir iki karışlamadan sonra ele alıp makasını asılırken kumaşa, içi cız eder adamın, dik nefes olur heyecandan ve boğulurcasına seslenir  terziye: “Cesaretine maşallah Osman Efendi!”

Daha ne kumaşlar doğramıştır, ne yürekler dağlamıştır, ne analar ağlatmıştır hayatı boyunca Osman Efendi. Kolay mı nam kazanmak, tarihe mal olmak.

Bir keresinde de elinde kumaşıyla dükkâna giren bir müşterisi, “Bundan palto çıkar mı” diye sorduğu suale; “tabii, tabii çıkar” diye rahat bir karşılık alınca şüphelenir kumaşının artıp artmayacağından. Artanının üzerine oturup oturmayacağından Osman’ın. Çekinerek, ”iki tane de olur mu” diye sorar tekrardan. “Olur olur” der Osman aynı rahatlıkla. Bu rahatlık karşısında kuşkusu bitmez müşterinin. Son cesaretini de toplayarak “üç tane de mi olur” diye sorar bitkin bir vaziyette. “Olur, olur elbette” der Osman Efendi ve ekler ”bir tanesi iki liraya, iki tanesi dört liraya, üç tane olursa altı liraya olur. Paranın yarısını da peşin ödeyeceksin.” Fiyatta anlaşılır, teslim zamanı on beş gün sonraya kararlaştırılır, ücretin yarısı ödenir ve müşteri hayırlı işler dileyerek ayrılır. On beş gün sonra gelen müşteri yelek büyüklüğünde üç tane palto ile karşılaşınca şaşkındır. Hayretler içindedir. Malını sararken gülümser Osman. “Ne yapalım arkadaş der, sen istedin ben yaptım. O kadar kumaştan  ancak böyle üç palto olur. Neyse gene de şanslısın. Madem ki üzüldün, kalan parayı almayayım. Bir daha da hesabını iyi yap.”

İş adamı olunca, insanlarla uğraşınca, hele hele köyün ileri geleni olunca memnun edemezsiniz herkesi. Bir çok kişi sizden memnun olduğu gibi, memnun olmayanlar da vardır aralarında. Bunlardan biri, Abidin Dede’dir. 1980’li yıllarda  Nuri Taka, babasının köy girişinde Şerifli Mahallesi’nde yaptırdığı konağı restore eder ve oraya taşınırlar. Cami yanındaki evlerini de yıkar, yaylaya taşıtır, orada güzel bir obaya dönüştürür. Trabzon MTA’da mühendis olarak çalışan kardeşi Süleyman da, tatillerinde sık sık gelir kalır yeni onarılan evde. Bir gün mahallenin en yaşlısı Abidin Baştürk  Dede (1904-1996) Süleyman Taka ile karşılaşır  ve “Ne iyi ettiniz Süleyman, bizim mahalleye geldiniz, çok sevindim. Ben Osman Taka’yı sevmezdim ama sizi çok severim” der. Süleyman Bey gülümseyerek sorar: “Niye sevmezdin babamı Hacı, ne yaptı sana?” Kamburu dolayısı ile bastonuna yaslanarak eğik duran Hacı Abidin hiddetlenerek başını kaldırır; “öyle bir kazık vurdu bana ki, tepemden çıktı” diye haykırır. Süleyman Bey  bozuntuya vermeden gülümseyerek yanıtlar Hacı Abidin’i. “Ama Hacı kabahat sendeydi.” “Niye, ne yaptım” diye ileri fırlarlayınca Abidin Dede, Süleyman Taka sakin sakin: “Hacı, Osman Taka’nın bir değneği vardı, herkese aynı değneği vuruyordu. Sen kambur olduğun için tependen çıktı. Bunda Osman Taka’nın suçu yok” diyerek kahkahayı patlatır. Abidin Dede bastonunu kaldırarak; “seni yaramaz seni, demek sen de babanın tarafını tutuyorsun, gene kabahat bende” diyerek kovalar Süleyman’ı ve gülüşürler rahmetle yad ederek Osman’ı.

Çaykara yeniden kurulur, Osman da bir bina edinir, yeniden dükkân açar, ticareti geliştirir. Oğlu yetişir bir dükkân da Of’ta açar. Of’ta bir de otel inşa eder. Araziler alır; Of’ta, Yerakar’da, Zeleka’da. Zengindir, güç sahibidir, kudretlidir, köy bir yana Of’a kadar her yerde, her makamda sözü dinlenir, ricası yerine getirilir Osman Taka’nın.

Genç yaşta evlendirilen Osman’ın sosyal hayatı da çok renklidir. Yukarı boğazın damadı ve torunu da sayıldığı için Şerah’tan Çaykara’ya, Ogene’den Of’a, nerede bir düğün, nerede bir şenlik, nerede bir panayır varsa Osman da oradadır. O zamanlar çok yaygın olan atışma seyirlerinde baş türkücü olurlar kardeşi Ahmet ile.

Hanımı Altunay vefat eder, Yeşilalan Köyü’nden Kumkum Müftü Mehmet Efendi’nin kızı Makbule Hanım (1913-2008) ile evlenir. Gülhanım (1938-…), Nuri (1939-2001), Timur (1944-…), Süleyman (1947-…) ve Muhammet Mehmet (1949-…) dünyaya gelir ahır ömründe. Son zamanlarında ne yapıyorsun efendi diye soranlara, “Bu yetimleri gezdiriyorum” diye cevap verir. Ve dediği gibi de olur. 1951 yılında Dar-ül Beka’ya irtihal eder Zeleka’nın Beyaz Atlı Prensi, geride Of’tan Bayraklı Yaylası’na kadar uzanan bir servet  ve Zeleka Tarihi’ne mal olan namı ve hikâyeleri ile.

 

ahmetms

Ahmet MUTLUOĞLU

Çamlıca, 25. 04. 2010

KAYNAKÇA:

  1. Ayşe Rendeci, Osman Kızı, (1926-…..)
  2. Şevket Kabaoğlu, Mustafa Oğlu, (1933-…..)
  3. Timur Takaoğlu, Osman Oğlu, (1944-…..)
  4. Süleyman Takaoğlu, Osman Oğlu, (1947-…..)
  5. Hüseyin Takaoğlu, İrfan Oğlu, (1951 -…..)
  6. Ahmet Hamdi Seçilmiş, Necati Oğlu, (1965-…..)

CEVAP VER

veya