12 C
Trabzon
Pazar, Kasım 18, 2018
Büyük Zafer’i anlamak…

Büyük Zafer’i anlamak…

162
0

Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı, Büyük Taarruz’la vatanımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 96’ıncı yıldönümü… Tüm milletimizin bayramı kutlu olsun.
Bugün dini ya da milli hangi bayramı kutlayabiliyorsak, bu, Büyük Taarruz sayesindedir. Zira vatan olmadan bayramların da bir anlamı kalmaz.
Büyük Taarruz, bütün detayları incelendiğinde net olarak görülecektir ki, hem mükemmel bir strateji, hem de Ehl-i Beyt nefesinden beslenen büyük bir maneviyatın sonucudur. Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın eşsiz eseri Hoş Geldin Atatürk kitabını mutlaka okuyun. Belgelerle bunun böyle olduğunu göreceksiniz.
Önce stratejiden başlayalım. Mustafa Kemal, zaferden bir ay önce 27 Temmuz 1922’de Batı Cephesi karargahının bulunduğu Akşehir’e geçti. 28 Temmuz’da ordu takımları arasında bir futbol maçı bahanesiyle diğer komutanlar da Akşehir’e davet edildi. Bu toplantıda Büyük Taarruz’un planlaması yapıldı.
Daha sonra Ankara’ya dönen Mustafa Kemal, 17 Ağustos gecesi gizlice Ankara’dan tekrar Akşehir’e geçti. Ankara’dan ayrıldığını birkaç kişiden başka kimse bilmiyordu. Hatta 21 Ağustos tarihli gazetelerde Mustafa Kemal’in Çankaya Köşkü’nde çay partisi düzenlediğine dair yanıltıcı haberler yayımlandı.
20 Ağustos gecesi Mustafa Kemal komutanlarla gizli bir toplantı daha gerçekleştirdi ve 26 Ağustos sabahının taarruz başlangıcı olması kesinleştirildi.
25 Ağustos’tan itibaren Anadolu’nun dış bağları tamamen kesildi ve bazı birlikler düşmana 400 metreye kadar yaklaştı, taarruz emrini beklemeye başladı.
Derin bir gizlilikle yürütülen bütün bu hazırlıklardan sonra 26 Ağustos sabahı Büyük Taarruz dualarla başladı ve düşman neye uğradığını şaşırdı, darmadağın olarak kaçmaya başladı.
Büyük Taarruz 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlandı. Kaçan düşman yeniden toparlanmasın diye takip edildi ve 9 Eylül’de İzmir’de denize döküldü.
Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferi Ata’mızın mükemmel stratejisinin bir ürünüdür.
Ama strateji ne kadar mükemmel olursa olsun böyle büyük bir zaferi maneviyat olmadan asla başaramazdık. Ehl-i Beyt’in nefesinden beslenen maneviyat dedik, Mustafa Kemal Paşa, İstiklal Mücadelesi’ne Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerinin huzurunda yaptığı “Evladını önüme aldım savaşa çıkıyorum, beni mahcup etme” duasıyla başlamıştır.
Hacı Bektaş, Ehl-i Beyt imamlarından olan İmam Musa Kazım’ın torunudur, Horasan erenlerindendir, Anadolu’nun önce Müslüman olup sonra da Türkleşmesinde baş aktördür.
Prof. Dr. Baş’ın ifadesiyle, Anadolu’da Kürt, Türk, Keldani, Yezdani vs. bütün etnik unsurlar, Hacı Baktaş’ın ve irşad ekibinin eliyle Müslüman Türk kimliğinde tek bilek tek yürek olmuşlardır. Ve Türk Milleti tanımı Hacı Bektaş’ın temelini attığı bir tanımdır.
Atatürk de Kurtuluş Mücadelesi’ni bu temel üzerine bina etmiş, Cumhuriyeti de yine bu temel üzerine kurmuştur. Prof. Dr. Baş’ın eserinde delilleriyle görüyoruz ki, Atatürk dindar, hafız, Ehl-i Beyt soyundan, üzerinde İmam Ali’nin elinin olduğu bir maneviyat büyüğü, ağzı dualı Selanik Meydan Dedesi’dir.
Atatürk bu mücadelede duayı asla dilinden düşürmemiştir. İşte örnekler:
Meclis’te Başkomutanlık yetkisini aldıktan sonra yaptığı konuşma: “Efendiler! Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, Allah’ın yardımıyla ne olursa olsun mağlup edeceğimize dair güven ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır… Sizlere bu bildiriyi yazdığım andan itibaren Allah’ın lütfuna dayanarak, iftiharla da büyük ve şerefli görevi yapmaya başlamış bulunuyorum… Düşman ordusunun yok edilmesi olan bu tek amacın elde edilmesi için gerekli olan her şey yapılacaktır. Lütuf Allah’tandır.”
26 Ağustos sabahı Kocatepe’ye doğru çıkarken, “Allah Türk milletini ve ordusunu koruyacak, muzaffer edecektir” demiş ve o sırada namazını bitirmekte olan Fevzi Paşa’ya yaklaşarak, “Paşam, ordularımızın muzafferiyeti için dua edelim” demiştir.
Büyük Taarruz başlarken 26 Ağustos sabahı yaptığı dua:  “Ya Rabbi! Sen Türk ordusunu muzaffer et. Türklüğün, Müslümanlığın düşman ayakları altında çiğnenmesine müsaade etme.”
Aynı gün, Türk topçuları düşman siperlerini dövmeye başladığında, “Allah’ım Türk milletini ve ordusunu koru” diye dua etmiştir.
Türk ordusu hücum işaretiyle Allah Allah sesleriyle düşmana saldırırken Mustafa Kemal de, “Allah Türk ulusunu ve ordusunu koruyacaktır” demiştir.
Büyük Taarruz sonrası 31 Ağustos 1922 sabahı savaş alanını gezerken Kızıltaş deresindeki binlerce ölüyü görünce ellerini açarak Fatiha okumuş ve şöyle dua etmiştir: “Ya Rab, bana suç yazma, beni ölenlerin sorumlusu yapma. Yunanlılar yurduma girdi. Ulusumun namusuna saldırdı. Türklüğü ve sana inanıp dua eden Müslümanlığı yok etmek istediler. Yurdumu kurtarmak için bu savaşı yaptırdım. Beni istilacı kumandanlarla bir tutma! Türk ulusunun Kurtuluş Savaşı’ndan, dökülen kanlardan dolayı affet.”
Ehl-i Beyt’i önüne alan, dilinden duayı eksik etmeyen, mükemmel bir strateji ortaya koyan, üzerinde İmam Ali’nin elinin olduğu mükemmel bir lider ve onunla beraber hareket eden inanmış bir millet… İşte Büyük Taarruz bu, Büyük Zafer bu…
Bu mükemmel denklem, sadece o günlerin değil, tüm zamanların zafer denklemidir.
Anlayabilene…

 

Murat Çabas

Yeni Mesaj

CEVAP VER

veya

Solve : *
25 − 16 =