11 C
Trabzon
Cumartesi, Aralık 15, 2018
47. ÇAYKARA’DA ÇETELER BEŞLER VE YİRMİ BEŞLER

47. ÇAYKARA’DA ÇETELER BEŞLER VE YİRMİ BEŞLER

0
2221

Benim bu olaylara merakım, 1990’lı yıllarda, Trabzon’un tanınmış fotoğrafçılarından Feridun Aydın (1950-…) ve KTÜ Tıp Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Faruk Aydın (1957- ) Beylerin babaları rahmetli Hulüsi Aydın’ın (1926-2013) meşhur hikâyelerinden birinde, “Ömeroğlu Beş”ten bahsetmesi ile başlar. Hulüsi Aydın, hikâyesinde “Ömeroğlu Beş”in kim olduğunu, kimlerden olduğunu anlatır lâkin “Beş” lâkabının nereden geldiğini bilmediğini söyler, soruma karşılık.

Ve takılırım o tarihten sonra “Beş”in peşine.

Ömeroğlu Ahmet (1812-?) oğlu Mustafa Asanoğlu, (1838-?) yani “Beş”, o zamanki Of’un, şimdiki Çaykara’nın, Zeleka (Taşören) Köyü’nde dünyaya gelir. Babasının maddi imkânları, aldığı eğitim, fiziksel ve zihinsel potansiyeli, akranlarından farklı bir şahsiyet geliştirmesinde etken olur. Farklı kişilik ve gücüyle zor durumda olanların imdadına yetişir. Yaramazların da korkulu rüyasıdır, anlatılanlara göre. Lâkabı da “Beş”tir.

Ama neden “Beş”, bilen yoktur. Kurcalar kafamı. Sorarım yaşlılara yıllar boyu, Zeleka’da, karşı beri köylerde, Çaykara’da. Daha sonra da yerel tarih yazarlarına müracaat ederim yüz yüze veya telefonla. Heyhat, cevabını bulamam sorumun. Ömeroğlu Mustafa, niye “Beş” ?

Bu araştırmalar esnasında, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökme dönemine ait yerel bilgilere ulaşırım doğal olarak. Tüm ülkede olduğu gibi Solaklı Vadisi’nde de otorite boşluğu doğar. Dört bir yanda açılan cephelerdeki savaşlardan bitap düşen Devlet-i Ali Osman’ın gücü ulaşamaz olur köylere kadar. Her tarafta hâkim olan başıbozukluk, eşkıyalık, aynı şiddette olmasa da etkiler Of’un ve Çaykara’nın kutsal topraklarını.

Hapşiyas (Kiremitli) Köprüsü’nün karşı-beri ormanlarında yuvalanan eşkıya, alış veriş için kaza merkezi olan Of’a giden ve dönenlere silah doğrultur, durdurur, atlıların mallarına, varsa insanların paralarına el koyar, döver korkutur, kovalar.

Benzeri olaylar, Of-Bayburt yolu üzerinde bulunan Kuş Kayası Kayalıkları’nda da uygulanır başka ekiplerce.

Köylerde paralı olduğu tespit edilen kişilerin evlerine gece baskınları düzenlenir, işkenceler uygulanır ve varsa altınları paraları gasp edilir.

Bu bağlamda, Holaysa (Yeşilalan) Köyü’nde Vizena Abdullah oğlu Ahmet Hamdi Efendi (1838-1937) ile Huş Mahallesi’nden Humbaloğlu Ahmet Efendi’nin çıplak kafalarına bakır taslar kızdırılıp konur, altınlarının yeri sorgulanır.

Humbaloğlu’na iki ayrı zamanda baskın yapmalarına rağmen çıkartamazlar, İstanbul’da Darulfünun öğrencisi oğlu İbrahim Şükrü için biriktirdiği 8 altını.

Vizena Ahmet Efendi, daha yaşlı ve dayanıksız olsa gerek ki, teslim eder ahıra gömdüğü servetini.

Zeno Ulucami Köyü’nden Cimlinoğlu Salih oğlu Ahmet Erdoğan (1879-1919), Fransa’dan ikinci el giyim eşyası ithal edip pazarlamaktadır Doğu Karadeniz Bölgesi’ne. Paralı olduğu bilinir Of Boğazı’nda. Basarlar doğal olarak O’nun da evini bir gece vakti. Bildik muamele için, gürgen odunları ile güçlendirilen ve ocak diye tabir olunan şömine ateşinde, bakır taslar kızdırılmaya başlanır. İşkence faslının başlama aşamasında, ellerinden kurtulup balkondan kendini atan Ahmet’in ceket kolu kalır şakilerin elinde. Lâkin Zavallı Eşi Ayşe Erdoğan (1880-1960) dayanamaz işkenceye ve söyler kolayca, bir teneke altının yerini. Şakiler kemali afiyetle sefasını sürerken koca servetin, zavallı Ayşe Hanım, kısa bir süre sonra vefat eden eşinden geri kalan yetimlerini fakru zaruret içinde yetiştirmek zorunda kalır.

Kimi de sert çıkar, her kuşun eti yenmez babında.

Yukarı Hopşera (Akdoğan) Köyü’nde, Hatip İsmail Efendi gibi… Şahinkaya Kayalıkları tarafından gelen şakilerle müsademeye girilir, öldürülür eşkıyanın başı. Yaralananlar olur. Geri püskürtülür şakiler…

Daha nice nahoş olaylar duyarım. Hatta bazılarının failleri yıllarca sonra kendiliğinden ortaya çıkar. Nadim olur, işkence ettikleri ve Rahmet-i Rahmana irtihal edenlerin çocuklarından helâllık dilerler. Lâkin “Beş”in sırrına eremem bir türlü.

Ve nihayet sıcak bir yaz günü, Trabzon İl Kütüphanesi’nden Hasan Umur’un, “Of ve Of Muharebeleri” adlı kitabını alır, fotokopi ettirir, iade ederim. Zira kitap, piyasada yoktur.

Hasan Umur, (1880-1977), Of doğumlu, Samsun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucularından, Samsun’da belediye başkanlığı yapmış, siyasetçi, tüccar, din adamı; “Of ve Of Muharebeleri”, “Of Tarihi, Vesikalar ve Fermanlar”, “Of Tarihine Ek” adlı eserlerin sahibi, yerel tarihçi olarak anlatılır araştırma kaynaklarında.

Yukarıda zikrolunan “Of ve Of Muharebeleri” adlı eserinin 17. sayfasında Hasan Umur, 1827-1842 yılları arasında, Trabzon Valiliği yapan, “Hazinedarzade Osman Paşa’nın Islahatı ve Sebepler” başlığı altında şunları anlatır:

“Osmanlı Devleti dâhili isyanlarla zayıf düştüğü 1780’den sonraki devirlerde, bizim Of’ta da derebeyliğe benzer bir ağalık devri hüküm sürmüştür. Merkezde devlet teşkilatı devam ediyor idiyse de, köylerde hükümetin tesiri, vergi almaktan ibaret kalır. Bir vatandaş öldürülse, hükümet öldüreni cezalandırmaktan acizdir. Demek oluyor ki memleket anarşi içerisindedir. Hükümetin aczinin icabı, memleket, iki fırkaya ayrılmıştır: “Beş”, “Yirmi Beş”. Bu adların nereden alındığını bilemiyoruz. Belki Yeniçeri Teşkilatı ile alâkadardır. Bu iki fırkanın meydana getirdiği muvazene, nizamnamesiz, programsız bir ağalık devri yaratır.

Bu iki fırkanın her birinin kendisine mahsus bir de “arma”sı vardır. Bu arma, evlerin içinde ateşin yanan yerinin tam önündeki köşeye konmuş, kendine mahsus nakışları olan bir tahtadır.

Yazar devamında, kendi evlerinde de Yirmi Beşler’e ait bir armanın bulunduğunu ve bunu evleri yanıncaya kadar muhafaza ettiğini; kendi armalarının yanmasından sonra komşularından benzerini aradığını ancak bulamadığını; bu aramalar esnasında ise Beşler’e ait bir armayı bulduğunu belirtir. Bu armanın fotoğrafını da kitabının 2. sayfasına koyar.

“Böylece hükümetin zaafından doğan fırkalara mensup halk, mensup olduğu fırkaya dayanarak daimi bir mücadele halinde yuvarlanıp gitmektedir. Halkı ve hukukunu koruyacak hükümet kuvveti olmayınca, tabiatı ile halk, körü körüne, tabi bulunduğu fırka ile hayatını temine çalışır zannı ile ya hasmını öldürmek ya da hasmından kurtulmak çarelerini aramak meşgalesinin ruhunu teşkil ediyordu.” şeklinde devam eden kitabında Hasan Umur, o dönemde Of ahalisinin ve dolayısı ile Of’tan Bayburt’a uzanan Solaklı Vadisi boyunca sıralanan Çaykara Köyleri halklarının çektiklerini ve Devleti Ali Osman’ın içine düşürüldüğü girdabı anlatmaya devam eder.

Bu şekilde ben de almış olurum yıllarca aradığım sorumun cevabını. Demek ki o zamanlar Zeleka’nın başını Ömeroğlu Mustafa çekermiş ve o da “Beşler”denmiş. Belki de bu şekilde korumuş köylülerini türlü belalardan ve yaramaz şakilerden Ömeroğlu Beş. Zira Zeleka, işkence olaylarının yaşanmadığı köylerdendir.

ahmetms

 

 

Ahmet MUTLUOĞLU

İstanbul-Çamlıca, 27.12.2016

KAYNAKLAR:

  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Umur
  2. Of ve Of Muharebeleri, Hasan Umur, İstanbul 1949
  3. Muhammet Yıldırım, İbrahim Oğlu, (1941-…)
  4. Kemal Erdoğan, Abdullah Oğlu, (1956-…)
  5. İhsan Okutan, İlyas Oğlu, (1957-…)
  6. Ahmet Cevat Albayrak, Tahir Oğlu, (1952-…)
  7. Eyüp Güney, Yusuf Kemal Oğlu, (1950-…)

CEVAP VER

veya

Solve : *
25 + 14 =