16 C
Trabzon
Salı, Ekim 15, 2019
42. ZELEKA’NIN KIBLESİ

42. ZELEKA’NIN KIBLESİ

0
1136

Taşören Köyü’nün güneyinde Eğridere Köyü bulunduğu için, Taşörenliler namaz için kıbleye yönelirken ister istemez Eğridere’ye doğru da yönelmiş olurlar. Hatta çevrenin en yüksek tepesi olan “Kalusa Tepesi” sembolleşir bu bağlamda. Buna Yeşilalanlılar da dâhildir. Zira Eğridere onların da güneyindedir ve “Kalusa” onların da kıblesidir. Her iki köyde, namaz kılmayanlar için “Kalusa’ya dönmez, o da Kalusaya dönmeyenlerdendir” gibi deyimler oluşur zaman içinde. Bu durum karşılıklı sohbetlerde çeşitli şekillerde konu edilir ve kahkahalara vesile olur.

Sorsanız niye Kalusa, nereden geliyor bu isim diye, ya bilmem derler ya da, ne bileyim Rumlardan kalma bir isim deyip geçerler. Oysa “Kalusa Tepesi” adını Asya’dan alıyor. Bölgede kullanılan ve menşei araştırılmamış birçok kelime ve isim gibi. Kalusa, İran’ın Hazar Denizi kıyısında 2006 Nüfus Sayımına göre 52 hane ve 208 nüfustan oluşan bir köyün adıdır. Aynı Kalusa’ya bir başka yerde; Hindistan’ın Kaşmir Bölgesi’nde, 72 hanelik bir Müslüman köyü olarak da rastlıyoruz. Demek oluyor ki, eskilerimiz bu ismi taaa oralardan taşımışlar Eğridere’ye ve en yüksek tepeye koymuşlar. Zira Hindistan’da o bölgede hizmet vermiş bir din adamının da ismiydi vakti zamanında.

Bu konular uzun hikâyelere dayanır. Okumak araştırmak gerekir kelimeleri, deyimleri tek tek. Araştırılırsa görülecektir ki, kullanılan on kelimeden ikisi batı menşeli ise, sekizi doğu kökenlidir. Keza, yapılan araştırmalar, geçmişte bu bölgede kullanılan yerel lehçenin de ağırlıklı olarak Arapça, Farsça, Türkçe, Türkmence, Hinduca, Urduca, Çince, Lazca, Ermenice, Hazarca, Gürcüce… ve çok az miktarda Batı dillerinden karıştırılarak oluşturulduğu ve yazılı dili olmayan bir dar bölge ağzı ve iletişim biçimi olduğunu göstermektedir.

Güneşli kış günlerinden bir gün, Zeleka’nın bir grup ihtiyarı köyün Eğridere’ye bakan ve sehil diye tabir olunan (ki bu kelime de Arapçadır, güneşli, kolay işlenen arazi manasındadır) tarafında, bir evin “yan hayatı” ismiyle musemma, oturulup güneşlenilen, misafir ağırlanıp sohbet edilen, Allah ne verdiyse yenilip içilen geniş gömme balkonu andıran bölümünde derin bir sohbete dalarlar. İş Cennet’e, Cehennem’e, ibadete, ölüme dayanınca, ihtiyarlardan biri:

-Yahu uşaklar, yıllardır Kalusa’ya dönüp namaz kılıyoruz; bir gün Ğorğoraslılar hak iddia edip bize “Kalusa bizimdir, oraya yönelip namaz kılmayın” deseler ne yapardık, nasıl çıkardık işin içinden diye sorunca arkadaşlarına; ileri atılır bir diğeri:

-Canım bunda içinden çıkılmayacak ne var, çevirin etrafını duvar veya mertekler ile der çıkardık işin içinden, diye yanıtlar önemli bir sorunun çözümünü bulmuş olmanın rahatlığıyla.

Bizlere kadar anlatılarak gelen bu olayın ne zaman ve kimler arasında geçtiği konusunda kesin belge yok elimizde, ancak bu konuda sağlam aktarımla bizlere ulaşan başka bir muhabbet, Zeleka Tarihi’nin meşhur şahsiyetlerinden Koçot namı ile maruf Muhtar Mehmet Atalay (1880-1952) ile Ğorğoraslılar arasında geçer.

Karşılıklı şakalaşmarın geçtiği ortak bir sohbette, Ğorğoras’ın ileri gelenlerinden bir zatın “Yahu Efendi, asırlardır bize ait olan Kalusa’ya dönüp kılıyorsunuz beş vakit namazınızı, kazalarınızı, teravihlerinizi, nafile namazlarınızı; helâl etmez isek haliniz nicedir, nasıl ödersiniz bu büyük borcu diye sorar ve güldürür salonu dolduranları.

Karşı beri köylerde ve Of Boğazı’nda söz ustalığı namıyle de tanınan Muhtar Koçot bu lafın altında kalmayacaktır elbette. Salondakiler şimdi buna Koçot ne cevap verecek heyecanı ile beklerken, Koçot sigarasını sarmaktadır tütünün hası ve Rusya’dan gelme kağıdın incesi ile. Acelesi yoktur, sigarasını ağzına getirir ve çakar meşhur muhtar çakmağını. Yanar narin sigara ve tok bir şekilde çeker ciğerlerine dumanını. Geriye üflediği dumanıyla salonu hoş bir koku ile donatırken sözü alır ve devam eder: Doğrudur Efendi, borçluyuz size. Yıllardır, belki de asırlardır size ait olan Kalusa’ya dönerek eda ettik beş vakit namazlarımızı, nafile namazlarımızı, kaza ve teravih namazlarımızı, hatta teheccüt ve teveccüh namazlarımızı. Borcumuz ağır bir borç, inkâr olunamaz bir borç. Hem de kutsal bir borç. Öyle parayla pulla da ödenemez. Lâkin Allah’a şükür çaresini bulduk ve ödemeye karar verdik borcumuzu.

Salondakiler daha da meraklanır. Allah Allah! Bu Adam ne diyecek yine, nasıl kalkacak bu sözün altından, nasıl bir hal çaresi buldu acaba diye fısıldaşmalar başlar salonda. Heyecan doruğa varınca Kocot’un gür sesi duyulur:

Evet, kıymetli Ğorğoraslılar, sevgili ve kadim komşularımız; bu konu biz Zelekalıları da çok meşgul etti her zaman. Hakkınızın tarafımıza geçmesi tedirgin etti bizi tarih boyunca. Hem az bir mesele de değildi. Öyle ya, günde hiç dönmeyenimiz en az beş defa döndük yüzümüzü Kalusa’ya beş vakit namazımız için. Ben pek itibar etmesem de kuşluk namazı kılanımız da çoktur; onlar da yöneldi oraya her gün. Hele hele cenaze namazlarımız. Düşünebiliyor musunuz, rahmetli babam İbrahim Efendi bile borçlu size. Holaysa’yı da işe katarsanız, ki yakın zamana kadar bildiğiniz üzere bir köy idik bizler… Ohooooooo Rahmetli Hacı Ferşat Efendi ve müritlerinin sabahlara kadar tesbihatı, teşrifatı, tenkisatı, tebrikatı da hep Kalusa’ya doğru idi. Hacıların zemzeminde, secdelerin ifasında, nikâhların duasında, kurbanların edsınsa hep Kalusa oldu önümüzde. Çok hakkınız var bizde çok. Ama çok şükür Allah yardımcımız oldu ve nihayet bulduk yolunu borcumuzu ödemenin. Artık sadece biz değil, analarımızın babalarımızın, dedelerimizin, ninelerimizin de ruhu rahat edecek, borçları ödenmiş olacak çok şükür. Bu günleri bize gösteren Cenabı Allah’a nihayetsiz şükürler olsun diye devam ederken sabırsız bir şekilde haykıran Ağıralioğlu’nun sesi inletir salonu: Çatlattın bizi meraktan Mehmet Efendi, haydi çabuk söyle bakalım nasıl ödeyeceksiniz onca borcu.

Koçot ağır, yavaş ve rahat bir tavırla Ağırali’ye döner ve cevaplar Efendi’yi: Kusura bakma Efendi, belki lafı çok uzattım, heyecana sevk ettim muhterem hazirunu ama bu öyle basit bir mesele değildi. Asırların borcunu ödemek söz konusuydu. Hem de alınacak kararı tüm Zelekalılara kabul ettirmek o kadar kolay olmadı. Öyle ya, bu köyde herkesin tarlası var, çayırı var, ormanı var, evi var, obası var. Ama çok şükür hepsini ikna ettik. Sağ olsunlar kırmadılar bizi Zelekalılar. Bir iki çatlak ses haricinde oy birliği ile karar aldık ve dedik ki: Bundan sonra Ğorğoraslılar dilerlerse yüz yıl, iki yüz yıl, üç yüz yıl ve hatta dünya durdukça, her türlü namaz ve ibadetlerini eda ederken Zeleka’ya doğru dönebilirler. Böylece ödeşmiş oluruz.

Kısa bir sessizlikten sonra salonda kopan kahkaha tufanı hala uğuldar kulaklarında Taşörenlilerin, Eğriderelilerin, Yeşilalanlıların…

ahmetms

 

 

Ahmet MUTLUOĞLU

Taşören Mahallesi-Çaykara-Trabzon, 07.08.2016

Kaynaklar:

01.Mehmet Gezgin, Asım Oğlu, (1935-…)

02.Ali İlhan Atalay, İbrahim Oğlu, (1955-…)

CEVAP VER

veya

Solve : *
21 − 6 =