25 C
Trabzon
Salı, Temmuz 23, 2019
31. KÖYÜMÜZÜN DİMDİK DURAN HOCASI

31. KÖYÜMÜZÜN DİMDİK DURAN HOCASI

0
1119

Köyümüzden geçerken iz bırakan önemli simalarından biri de Cafer Aydın (1924-2001) Hoca’dır. Bilindiği ve ünvanından da anlaşılacağı gibi; Cafer Aydın’ın, birçok Zelekalı gibi, mesleği imamlık ünvanı da “hoca”dır. Zira arazinin kıt ve sarp oluşu nedeni ile kuruluşundan beri okumaktan başka çaresi olmayan köyümüzün yetiştirdiği din adamlarının sayısı bilinemeyecek kadar çoktur. Cumhuriyetin ilk yılları ve öncesinde, ülkemizde ve dolayısı ile köyümüzde, okumak demek, hafızlık yapmak ve Arapça öğrenip dini ilimleri tahsil etmek demekti. Cumhuriyetle beraber ise modern toplumun gereksinimi olan mesleklere ihtiyaç duyulunca okumak yüzünü sosyal, kültürel ve fen bilimleri alanlarına çevirmiş ve köyümüzü de etkileyerek başta öğretmenlik olmak üzere, mühendislik, doktorluk, … gibi alanlara yönelmiştir.

Yukarıda da belirtildiği gibi köyümüzün kuruluşundan bu yana sayısı bilinemeyecek kadar çok insan hoca olmuş ve hayatını imamlık yaparak geçirmiştir. Bu biraz da Of Boğazı’nın eğitime ve özellikle dini eğitime ülke ortalamasının çok üzerinde önem vermesinden kaynaklanmaktadır.

1869 Trabzon Vilayeti salnamelerine göre, “bütün vilayette bulunan 397 medresenin 350 si Of’ta, 11’i Trabzon merkezde, 11’i Vakfıkebir’de, biri Akçaabat’ta, 8’i Sürmene’de, geri kalanı da diğer ilçelerdeydi.” (Kaynak 1)

Doğal olarak dini eğitimin etkisi ile bu hocalarımızın büyük çoğunluğu geleneksel düşünce ve davranış kalıplarına uygun bir şekilde görev yapmış, yaşamını sürdürmüş, suya sabuna dokunmadan ve kurulu düzene uyarak iz bırakmadan dünyalarını değiştirmişlerdir. Ancak Cafer Hoca ve benzerleri bu sıradan hocalardan değildir. Onlar dini, ekseriyetten farklı bir şekilde yorumlamış ve günlük hayata da uygulamışlardır. Dolayısı ile söylemleri, uygulamaları ses vermiş, konuşulmuş, tartışılmış ve çevrelerinde tanınan, sivrilen insanlar olmuşlardır.

Köyümüzün tarihinde farklı yorum ve davranışı ile bilinen ve anılan başka hocalar da vardır elbette; ancak Cafer Hoca bunların çok ilerisindedir. Tabii bunda Cumhuriyet Devri’nin çocuğu olmasının da etkisi büyüktür. Örneğin Hutekoğlu Numan Efendi (1860-1922)’nin “Meşrutiyet” taraflısı olduğu; Kutri Ahmet Efendi (1872-1950)’nin II. Abdulhamit’in tahttan indirilmesi için İstanbul’dan Of’a gelerek imza topladığı, İstiklal Savaşı’nın Ankara teşkilatlanmasının içinde bulunduğu, ilk meclisin açılışına fiilen katıldığı, daha sonra İstiklal Mahkemesinde yargılanıp beraat ettiği; Cevahir Ahmet Efendi (1877-1962)’nin Kurtuluş Hareketi’ne destek verdiği, Mustafa Kemal’i Havza’da ağırladığı, imamı bulunduğu camide kendisine hutbe okuttuğu ve halka hitap ettirdiği; Gavuşoğlu İbrahim Efendi (1870-1957)’nin dini daha çok fakir ve yoksula yardım ekseni üzerinden yorumladığı, sofu ve softalığa şiddetle karşı çıktığı, gerek yazılı gerekse sözlü kaynaklarla günümüze ulaşmıştır. Ancak Cafer Hoca aydın din adamı kimliğini neredeyse çocukluğundan ölümüne kadar düzenli ve istikrarlı bir biçimde sürdürmüş, düşüncelerini dünyalık korkusu ile sakınmayıp pervasızca haykıran kişiliği ile farklı bir portre çizmiştir.

Ömerefendi Oğullarından Ali Ağa oğlu Mustafa Aydın (1897-1981) ile Kof Ali Oğullarından Sait Kılıç Kızı Hanife (1905-1987)’den 1924 yılında dünyaya gelir Cafer Hoca. Mahalle mektebinde Kur’an okumayı öğrenir. Köyün Son Efendisi Cevahiroğlu Ahmet Hamdi Seçilmiş (1909-1991)’in yanında 35 arkadaşı ile başladığı hafızlık eğitimini 1939 yılında başarı ile tamamlayıp icazet alan sekiz arkadaşının başında yer alır. Daha sonra Of’un meşhur kıraat hocası Mehmet Rüştü Aşıkkutlu (1901-1980) Hoca’dan kıraat eğitimi alır.

1940 yılında Eğridere Köyü’nden teyzekızı Hanife Kurt (1924-1998) ile evlenir ve bu evlilikten; Asiye, Melek, Meliha, Nuri, Melike, Şerafettin, Müşerref, Ayla ve Coşkun dünyaya gelir.

Borçka’da askerlik görevini ifa eder. Köyde hafız yetiştirir, kıraat eğitimi yaptırır. Beş öğrencisini Kur’an’ın beş ayrı yerinden ezbere okurlarken aynı anda dinlediğini ve yanlış okuyana anında müdahale ettiğini nakleder öğrencileri.

Cafer Hoca, güçlü kıraati, güzel sesi, düzgün lisanı ve mahir ifade becerisi ile kısa zamanda ünlenir ve 1946 yılında çok genç yaşta Trabzon Meydan Camii imamlığına atanır. Türkiye’nin tek yayın organı olan ve sayılı hafızların cuma günleri Kur’an okuduğu Türkiye Radyolarından Kur’an okur tüm Türkiye’ye. İl yöneticileri yanında çeşitli dönemlerde devleti yöneten; İsmet İnönü (1882-1973), Hasan Saka (1886-1960), Cemal Gürsel (1895-1966), Cevdet Sunay (1899-1982), Bülent Ecevit (1925-2006) gibi devlet büyükleri ile tanışır. Trabzon’da sosyal ve kültürel faaliyetlerde görev alır. Uzun yıllar, çocuklarının eğitim aldığı Trabzon Lisesi Okul-Aile Birliği Başkanlığı görevinde bulunur. Kızılay Genel Merkezi yönetim kurulu üyeliğine seçilir ve 12 yıl bu görevi ifa eder.

Hafız Cafer’i, “Cafer Hoca” ününe kavuşturan, tüm bu meziyetleri yanında okuyan araştıran bir kişiliğe sahip olmasıdır. İlkokulu, ortaokulu, İmam-Hatip Lisesi’ni dışarıdan okur. Araştırmaları ile dini bilgisini ilerletir. Her gün mutlaka bir gazete okur, aktüaliteyi takip eder. Artık dini yorumlar yapma seviyesindedir. Ancak vaaz ve fetvaları, kurulu düzen yanlılarının hoşuna gitmez. Aleyhinde konuşmalar ve komplolar da olur. Defalarca sürgün edilir ama her seferinde güçlü bürokratik ilişkileri sayesinde tayinini durdurur. Klasik hoca formatından çok farklı konuşmaktadır Cafer Hoca. Fakirliğin, yoksulluğun kader olmadığından, geri kalmışlığımızda dinimizi yanlış öğrenen ve öğreten yetersiz din adamlarımızın etkisinin bulunduğundan bahseder.

Gerçekte de farklı bir din adamıdır. 1983 yılı yazında bir ramazan günü hal hatır sormak için Trabzon’daki evlerine uğramıştık amcasının oğlu Nurettin Aydın (1962 -…) ile. Köyden haber olarak Bahadır (1920-1972) eşi Ayşe Akyüz (1931 -1983)’ün ormanda odun keserken aniden vefat ettiğini haber vermiştik. Cafer Hoca: “O yaştaki bir insan oruçlu bir şekilde saatlerce yürüyerek ormana gider odun kesmeye çalışırsa, güneş de tepesindeyse olacak olan budur; ani beyin kanamasından öldü. Oruçlu olmasaydı veya ormana gitmeseydi bu olmazdı.” der. Eczacı olan kızı Asiye Hanım’ın, “Eceli geldi öldü, Allah rahmet eylesin.” sözü üzerine Cafer Hoca ısrarla fikrini savunur: “Elbette Allah rahmet eylesin. Zaten hayatını helalinden çalışarak tamamlayan o insanın yeri Cennettir; lâkin ölümüne içinde bulunduğu anormal şartlar sebep olmuştur. O şartlar altında olmasaydı ölmeyecekti.” diye devam eder ve Asiye Hanım’ın itirazlarını kabul etmez. Bir tarafta tıp eğitimi almış genç bir eczacı, diğer tarafta medrese eğitimi ile yetişen bir din adamı… Sanırım tek başına bu olay, Cafer Hoca’nın neden iz bırakarak gittiğini açıkça ortaya koyar mahiyettedir.

Cafer Hoca, uzun yıllar sürdürdüğü Trabzon Meydan Camii imamlığı görevinden sonra, 1977 yılında Başbakanlık Müşavirliği’ne atanır. 1982 yılında da emekli olur.

Güçlü bürokratik bağlantıları dolayısı ile Cafer Hoca’nın köyümüze de hizmetleri çoktur. Hastası olanlara, işe gireceklere, tayin yaptıracaklara, emekli olacaklara vs, bürokratik işlerinde yardımcı olmanın yanında; köy yolunun yapımında, su şebekesinin inşasında, köy ve yaylanın elektrifikasyonunda ve daha birçok işte, gerek şahsi yardımları, gerekse devlet desteğinin sağlanması yolu ile katkıları büyüktür. Yaylalarımızın elektrifikasyonunda, kızı eczacı Asiye Hanım’ın devlet makamları nezdinde tanıdıkları vasıtası ile doğrudan müdahalesini de zikretmek vefanın gereğidir. Ayrıca Asiye Hanım’ın hastalarımızın tedavisi, hastanelere yatırılmasının sağlanması yanında elinde kaplarla hastalarımıza bizzat yemek taşımasını da bu vesile ile anmamız; Cafer Hoca’nın çocuklarını da çevrelerine faydalı insanlar olarak yetiştirdiğini belirtmemiz bakımından anlamlıdır. Zaten tümünü okutup iş sahibi yaptığı çocuklarının da güzel işler yapmaktan başka şansları yoktur. Zira Cafer Hoca’nın yasaları buna müsaade etmez.

2001 yılında Rahmeti Rahman’a ulaşınca, devrin diyanet işleri başkanının kıldırdığı büyük bir cenaze ile uğurlanır, Trabzon’un her gün kravatlı ütülü gezen, düzgün konuşan, hak edenden lafı esirgemeyen sıra dışı İmam Cafer Hocası.

Bu dobra insanı, bu aydın din adamını, bu baba dostunu yürekten seven bu satırların yazarı, İsviçre’de aldığı ölüm haberi üzerine şöyle uğurlar:

YOLUN AÇIK OLSUN EY AYDIN HOCA

CAFER Hoca idin soyadın AYDIN

Parlak yıldız gibi semadan kaydın

Tüm sevdiklerini mateme boğdun

Yolun açık olsun Ey Aydın Hoca

 

Sen bir numuneydin belki dünyada

Kafa tuttun yanlış ve hurafata

Savaş açmış idin miskin hayata

Bir sembol olmuştun ey Büyük Hoca

 

Bugün savunulan yeni tezleri

Ortaya sen attın elliden beri

Dini konuların gerçek rehberi

Mekânın nur olsun ey Önder Hoca

 

Sendeki sarsılmaz sağlam imanı

Yazık, anlamadı günün insanı

Gıybetini yaptık hep üzdük seni

Hakkını helâl et ey Gerçek Hoca

 

Medreseden gelen gerçek bir aydın

Seveni sayanı sevdin ve saydın

Yalana riyaya saydın da saydın

Sana helâl olsun ey Cesur Hoca

 

Taşören’den çıkan özel bir sima

Seni anlamadık ne yazık ama

Duydum şimdi herkes boğulmuş gama

Yanlış anlaşıldın ey Güzel Hoca

 

Sevmez idin riya ile yalanı

Haykırdın her zaman doğru olanı

Haşlıyordun yalan yanlış yapanı

Boyu gibi dimdik ve Doğru Hoca

 

İlkelerin vardı geri alınmaz

İnançların vardı asla sarsılmaz

Senin gibi hoca kolay bulunmaz

Ağlattın Ahmet’i Müstesna Hoca

 

Seven ve destekleyenleri yanında, eleştirenleri de çok olan ve ünü Trabzon’dan taşıp ta Ankara’ya ulaşan Cafer Hoca’mız, tarihi boyunca köyümüzün anılan insanı olacaktır kuşkusuz. Yeri Cennet olsun.

ahmetms

Ahmet MUTLUOĞLU

Çamlıca, 12. 07. 2014

KAYNAKÇA:

  1. Dr. Necat Ağıralioğlu, Çaykaralılar Dergisi, Yıl:2 Sayı:6 Şubat 1994
  2. Asiye Aydın, Eczacı (1948-…)
  3. Hikmet Nuri Aydın, Mühendis-İş Adamı (1955-…)

CEVAP VER

veya

Solve : *
15 + 15 =