25 C
Trabzon
Salı, Temmuz 23, 2019
27. SARAÇIN KAYASI

27. SARAÇIN KAYASI

0
886

Saraç’ın Kayası’nı duydunuz mu hiç? Ya Saraç’ın Tarlası’nı? Duymadınız değil mi! Çoğunuz onlarla doğdunuz, onlarla büyüdünüz ve onlarla yaşlanıyorsunuz ama duymadınız bu kayanın ismini, bu tarlanın adını. Onları hala görüyor izliyorsunuz, her köy ve yayla ziyaretinizde ama bilmiyorsunuz nerede olduklarını.

Neyse fazla merakta bırakmayayım sizi. Hani şu yayla yolunun ilk köprüsü, yani Üçdereler Köprüsü’nden geçerken başınızı gökyüzüne kaldırdığınız zaman karşınızda duran, yine Üçdereler Mevkii’ndeki Hasan Kaba’nın çayırından baktığınızda kucağınızda sandığınız büyük kaya var ya… Hani komlarda, kuzeyde bulunanların, Gavuşluların kılmak için kıbleye döndüklerinde önlerine aldıkları o koca kaya var ya… Hani şu Sürahi dediğimiz doksan dereceye yakın dik ve yamaç yerde, amcamın yaşlı ineği meşhur Kalandara’nın dibinden kayarak yuvarlanıp Üçdereler Köprüsü’ne indiğinde, karnının yarıldığı; şimdilerde Kasapların, Arslantürklerin maliki bulundukları yerdeki koca kaya var ya; işte o kayadan bahsediyoruz. O kayanın adı “Saraç’ın Kayası”dır.

Bir de köyün alt mahallesi yani Şerifli Mahallesi’nde Rahmetli Hacı Cevahir’in evinin yanındaki tarlanın Karahasanlar tarafındaki bölümü var ya; onun adı da “Saraç’ın Tarlası”dır. Cevahirler öyle anarmış orayı. O çevrede arazisi bulunanlar eski tapularını incelerlerse, tapularında şarken, garben, cenuben veya şimalen: Saraçoğlu tarlası yazıldığını göreceklerdir. Örneğin; bizim oradaki evin çevresindeki tarlanın 10. cilt, 207. sayfa, 25. sıra numaralı ve Nisan 1935 tarihli tapu senetinde sınırları şöyle belirtiliyor: “Şarken ve garben Karahasanoğlu Hüseyin Tarlası, şimalen Saraçoğlu Dursun Tarlası ve cenuben tarikıam ile mahdut. ”

Büyük dedem Kutri Mehmet Efendi’nin (takribi yaşam yılları 1825-1905) el yazması notları arasında bulunan, muhtemelen Rumi 1294 – Miladi 1878’de vefat eden ve “kardeşim” diye nitelediği Kutri İbrahim Efendi’nin borç ve alacakları listesinde Saraçoğlu Dursun’un adı da keza zikredilmektedir.

Ne yazık ki ben de ancak geçen sene, rahmetli kayınvalidem Safiye Tuncer ile beraber, tam olarak tespit edebildim Saraç’ın Kayasını, Saraç’ın Tarlasını. O zamana kadar ben de onlarla büyüdüm, hatta yaşlandım ama tam olarak bilmiyordum onları. Benim gibi yeni öğrenenler veya bu yazı ile öğreniyor olanların yanında Kasaplardan, Arslantürklerden, Cevahirlerden birçok kişi mutlaka bizlerden önce biliyorlardı Saraç’ın Kayası’nı, Saraç’ın Tarlası’nı. Yani bir şekilde bu kaya ve bu tarla ulaştı bize. Ya bunların sahipleri… Onları duyan bilen var mı? Ne zaman yaşadılar köyümüzde? Ne oldular sonra? Göç mü ettiler? Nesilleri mi kesildi?

Başka birçok yerde “Saraç, Saraçoğlu” soyadlarında sülaleler vardır. Bizimkilerin onlarla ilgisi var mı? Bunları bilmiyoruz. Ne hazin, değil mi!

Bu mudur insan? Bu mudur insanlık? Taşlar, tarlalar bizden daha değerli, daha anılır bilinir, daha şanslı. Ne garip değil mi!

Nerde Saraçoğlu Dursun, kimdi Saraç’ın Güllü.

Sordum 1926 doğumlu Hafız Mehmet Çiftçi’ye “Saraç’ın Güllü”yü. Doğru diyorsun, annem beğenmediği hanımlara ”Saraç’ın Güllü gibi olur olmaz konuşma” diye çıkışırdı dedi.

“Saraç’ın Güllü” deyimini Mehmet oğlu İbrahim Atalay (1926) amcamız da hatırladı; “doğru, ben de çok duydum bu deyimin kullanıldığını” dedi Ekim 2012 tarihli söyleşimizde.

Aslında dostlar bu, bizim insana, insanımıza verdiğimiz, daha doğrusu vermediğimiz değerin göstergesi değil midir? Kayaların, tarlaların, çayırların bizden daha değerli bulunması acı değil mi? Sahi, kaçımız dedemizin dedesinin mezarını biliyoruz? Kaçımız o çok sevdiği babaannemizin anne baba isimlerini biliyoruz?

Bu mudur hayat; yemek, içmek, para, servet, ev, araba, apartman vs. vs… Bu olmamalı hayatın anlamı. Mutlu hayat insanlarla iyi ilişkiler içerisinde geçirilen hayat değil midir? Ölüsü dirisi ile insanlara değer vermek, onları anmak, aramak, sormak değil midir mutluluğun yolu?

Oysa köyümüzde unutulan o kadar çok sülale ve insan var ki, keşfettikçe hayretler içinde kalıyor insan. Geçmişimize karşı o kadar lakayt davranıyoruz ki akıl almıyor. Bu aynı zamanda yaşayanlarımıza değer vermediğimizin bir göstergesi değil midir? Akrabalık, komşuluk ilişkileri ne durumda gibi soruların açık cevabıdır bu.

İleriki yazılarımızda köyümüzde unutulanları bulmak ve anmak umuduyla birbirini anlayan ve arayan insanlardan oluşan bir toplum olmamızı ve çok yakın bir gelecekte Saraç’ın Kayası’ndan daha değersiz bir duruma düşmememizi diliyorum.

 

 

ahmetms

Ahmet MUTLUOĞLU

Çamlıca, 30. 10. 2012

KAYNAKÇA:

  1. Kutri Mehmet Efendi’nin, Ahmet Oğlu (Takribi, 1825-1905) el yazısı notları
  2. Hafız Mehmet Çiftçi, İbrahim Oğlu (1926-…)
  3. İbrahim Atalay, Mehmet Oğlu (1929-…)
  4. Safiye Gezgin Tunçer, Asım Kızı, (1933-2012)
  5. Kutri Ahmet Efendi (1872-1950) Mutluoğlu’na ait 1935 tarihli tapu seneti
  6. Fatma Tuncer, Tahsin Kızı (1940-…)

CEVAP VER

veya

Solve : *
13 − 10 =