27 C
Trabzon
Cumartesi, Ağustos 19, 2017
2400 YIL ÖNCE ÇAYKARA’DA YAŞAYANLAR NE YER, NE İÇER, NE GİYERDİ (...

2400 YIL ÖNCE ÇAYKARA’DA YAŞAYANLAR NE YER, NE İÇER, NE GİYERDİ ( 52 )

489
0

Değerli Okuyucu, daha önceki yazımızda 2400 sene önce bölgemizde, genellikle dağlık alanda Haltların (Khalyblerin), sahile yakın kesimlerde de Makronların yaşadığını; bunların Trabzon Merkezi’nde yaşayan Ege asıllı Helen Ticaret Kolonistlerin’den farklı lisanlar konuştuklarını; bizim Yunan adı ile adlandırdığımız Helenlerle yakından uzağa hiçbir alakalarının olmadığını; bir savaş dolayısı ile M.Ö. 402 yılında Erzurum, Gümüşhane, Bayburt, Sultanmurat ve Araklı üzerinden 10.000 kişilik ordusu ile Trabzon’a inen ünlü Helen tarihçi ve komutan Ksenofon’un (M.Ö. 430-334) kaleminden aktarmıştık.

Bu bölümde de, 2400 yıl önce bölgemizde yaşayan bu insanları, yine o devrin yazarları vasıtası ile daha yakından tanımaya çalışacağız.

“Khalybler ülkesinde yedi günde elli fersenk (1 fersenk=5,5 km.) aşıldı. Khalybler aralarından geçtiğimiz halkların en savaşçılarıydı. Göğüs göğüse savaştan kaçmıyorlardı. Karınlarının altına kadar inen keten zırhlar ve etek yerine sık örülmüş ip eteklikler giyiyorlardı. Ayrıca bacak zırhları, miğferleri ve bellerinde Lakonia (Mora’da bir il) hançeri uzunluğunda kılıçları vardı; bununla savaşta yakalayabildiklerini boğazlıyor, sonra kafasını kesiyor, düşmanın görebileceği bir yerdeyseler şarkı söyleyip dans ederek götürüyorlardı. Ayrıca yirmi ayak kadar uzunluğunda tek uçlu bir mızrak taşıyorlardı. Bu barbarlar müstahkem köylerine kapanıyor, sonra biz geçince savaşmak için peşimize düşüyorlardı. Erzaklarını da depoladıkları müstahkem yerlerde oturuyorlardı; öyle ki bu ülkede hiç bir şey ele geçirilemedi.”(1)

Ksenofon’un bu anlattıkları, elli sene önce kalabalıklar halinde, şimdilerde ise, yaz aylarında Haldiya’da yaşayan bizim Haltların haşin ve kararlı tavırları ile benzeşiyor. Soy olarak Haltların yerli ve Aziyatik (Asyalı) kökenden oldukları konusunda kanaatler birleşmektedir. Zaten Helen Asıllı Ksenofon onlarla konuşamamış, yanlarına bile yaklaşamamıştır.

Tarihin Babası olarak bilinen Heredotos, (M.Ö. 484-420); ünlü tarih kitabının 1-28. kısmında, parayı icat eden, hazinesinin anahtarlarını kırk devenin taşıdığı, dilimize “Karun gibi zengin” deyimini kazandıran ünlü Lidya Kralı Kroisos (Krezüs-Karun)’un M.Ö. 560-546 yılları arasındaki egemenlik alanını tarif ederken, Haltlar hakkında farklı bir detay olarak, isimlerini Halys (Kızılırmak) Nehri’nden almış olabileceklerini ima ederek şöyle diyor:

“Halys Irmağı’nın beri yakasındaki ulusların, Lykya ve Kilikya’dan gayri hepsi boyun eğmiş, Kroisos’un egemenliğini tanımışlardı. Bunlar; Lydyalılar, Phyrigyalılar, Mysialılar, Maryandinler, Khalybler, Paplagonialılar, Thraklar, Thinler, Bithynialılar, Karlar, İonialılar, Dorlar, Aiollar ve Pamphylialılardı.” (2)

Samsun kaynaklı bir internet sitesinde, 18 Mart 2016 tarihinde, müze araştırmacısı Emine Yılmaz adıyla yayınlanan “Karadeniz Arkeolojisi’nin Keşfi” başlıklı makalede Khalybler için şunlar zikredilir:

“Heredot bunları şöyle tanımlar: Khalybler, Pers-Helen savaşlarında, Perslerin tarafında sefere katılırlar. Bu halkın savaşçıları, öküz köselesinden yapılma kalkanlar ve kurt avlamakta kullanılan çeşitten ikişer mızrak taşıyorlardı. Başlarını pirinç denilen sarı alaşımdan metal tolgalar korumaktadır ve tolganın üzerine de yine pirinçten öküz boynuzlarıyla kulakları eklenmiştir. Tolganın üzerinde ayrıca sorguç takılıydı. Bacaklarına mor renkli şerit bağlar sarıyorlardı.”(3)

Doğu Karadeniz’i baştanbaşa gezerek gördüklerini yazan, ünlü tarih ve coğrafyacı gezgin Amasya’lı Strabon (M.Ö. 63 – M.S. 21), “Geographika” adlı eserinin XII-3-19. kısmında Khalybeslerden de bahseder detaylı bir şekilde. İlk zamanlar sahilde de bulunduklarını vurgulayarak, Gümüşhane, Bayburt, Trabzon, Tirebolu ve Ordu illerinin özellikle dağlık kesimleri olarak tarif eder alanlarını ve şöyle devam eder:

“Bugünkü Khaldai Kavmi’ne eskiden Khalybes denirdi. Ülkenin tam karşısında Pharmakia kurulmuştur. Bu denizlerde yapılan palamut avı doğanın sağladığı bir avantajdır. Bu balık ilk defa burada yakalanmıştır. Karada madenler vardır. Daha eski devirlerde gümüş madenleri de olduğu halde bugün sadece demir madeni kalmıştır.”(4)

Araştırmacı Yazar Bilge Umar da Haltlar’ın sahile kadar uzandıklarını ve Anadolu’nun Asya kökenli Kadim Halklarından olduklarını, kitabının Akçaabat-Akçakale’yi anlattığı 117. sayfasında şöyle anlatır:

“Haldanoz adının kökeni, güvenle söyleyebiliriz ki, Kapadokya dilidir. Öz biçimi Khaldanda’dır. Khaldi+anda öğelerinden türemiştir. Khalti, Milattan önce birinci bin yılda, Urartu halkının baş tanrılığına yükselmiş bir Doğu Anadolu Tanrısıdır. Bizans döneminde verilen bu isim Khaldi Yurdu anlamındadır. Bayburt-Sürmene arasındaki Soğanlı Dağlarının diğer bir adı da Haldızen Dağlarıdır. Haldanoz, hem Akçaabat’ın bir beldesinin, hem de o beldeden denize dökülen bir derenin adıdır.”(5)

Bölgemizin şimdilik bilinen en eski iki halkından biri olan ve daha ziyade dağlık kesimlerde yaşamakla beraber sahille de bağlantıları bulunan Haldiyalılar hakkında bu özet bilgilerden sonra, şimdi de sahile daha yakın kesimlerde yaşayan Makronlar’a dönebiliriz.

Ksenofon, Sultanmurat-Madur Dağı’ndan denizi görüp oraya doğru ilerlerken bir derenin karşı tarafında savaş düzeninde karşılaşıp, ordusunda lisanlarını bilen bir askerin tercümanlığı ile iletişim kurduğu bu halkı şöyle tasvir eder:

“Sorgun ağacından kalkanlarla ve mızraklarla silahlanmış olan ve kıldan elbiseler giyen savaşçılar, ırmağın öbür kıyısında savaş düzeninde beklemekteydiler. Birbirlerine cesaret veriyor ve ırmağa taş savuruyorlardı. Attıkları taşlar bize erişmiyor ve hiç bir zarar vermiyordu. Daha önce buralardan devşirilip Atina’da köle olarak satılan bir ailenin çocuğu olduğunu söyleyen bir asker gelip bu halkın dilini bildiğini, sakıncası yoksa onlarla konuşmak istediğini söyler. Hiç bir sakınca yok, haydi konuş onlarla ve önce kim olduklarını öğren cevabını alıp sorunca da; “Biz Makronlarız” yanıtını verirler. Neden savaş düzenine girdiniz ve neden bize düşman olmaya gerek duydunuz sorusunu da “Çünkü ülkemizi istila ediyorsunuz” diye cevaplarlar. Amacımızın istilâ değil denize ulaşmak olduğunu söyleyerek ve onların geleneklerine göre mızraklarımızı karşılıklı değiştirerek, tanrıların tanıklığında barış yaptık. Böylece, Makronlar bize yol açarak sahile ulaşmamıza yardım ettiler.”(6)

Aslında, Ksenofon’dan 50 sene önce dünyaya gelen Heredot, kitabının II-104. kısmında, sünnet olduklarından, III-94. bölümünde Perslere bağımlı 19. Satraplık Hükümeti olarak ortakları ile 300 talant vergi ödediklerinden bahisle haber verir Makronlar’dan. Heredot kitabının VII-78. bölümünde de, Anadolu’ya sarkmaya başlayan Helenlere (Yunanlılara) kesin bir darbe indirip önlerini kesmek için M.Ö. 480 yılında İyonya (Yunanistan) seferine çıkan Pers İmparatoru Kserkses’in 22 Satraplığından 19.su olan Karadeniz (Pontos) Satraplığı askerleri arasında yer alan Makron Askerlerini şöyle anlatır:

“Başlıkları ağaçtandı, kalkanları küçük, mızrakları kısa saplı, uçları uzun ve sivriydi. Hellespontos üzerindeki Setos Kenti’nin valisi Khoramis oğlu Artayktes’in komutası altındaydılar.”(7)

Heredot ve Ksenofon’dan 400 sene sonra bölgeyi gezen Strabon, gördüklerini şöyle anlatır kitabının XII-3-18. bölümünde: “Trapezosia’nın üst tarafında eskiden Makronlar denen Tsanlar bulunur” tespitinden sonra bölgede yaşayan bir kaç halkı da sayar isimleri ile ve devam eder: “Bu dağlarda yaşayan bu insanlar tamamen vahşidir. Heptokametler daha da kötüdür. Bazıları ağaçların üzerinde seyyar ahşap kulelerde yaşarlar. Bu kulelere Mosyn dedikleri için antik devirlerde Mosynekler olarak anılmışlardır. Bunlar vahşi hayvan eti ve ceviz yiyerek yaşarlar. Kulelerinden atlayarak yolculara saldırırlar. Bunlar, M.Ö. 63 yılında, Anadolu’da Pontus Kralı VI. Mithridates’e karşı savaşmak için gelen Helen General Pompei’nin (M.Ö. 106-48) ordusu geçerken ağaç sürgünlerinden elde ettikleri delibalı yolların üzerine koyarak, bunları yiyip bilincini kaybeden askerleri kılıçtan geçirdiler. Böylece üç Roma bölüğünü imha ettiler.” (8)

Bölgemizin önemli tarih yazarlarından Mehmet Bilgin, Doğu Karadeniz adlı kitabında Makronları şöyle anlatır:

“Strabon Trabzon Dağlarında yaşayan Sanni/Tzan/Canların eski çağlarda Makronlar diye anılan halk olduğunu kaydeder. Yine Roma İmparatorluğunun M. S. 131-138 yılları arasında Kapadokya Valiliğini yapan Arianus’un (M. S. 86–180), bölgeyi gezdikten sonra, İmparator Hadrianus’a (M. S. 76-138) yazdığı raporundaki bilgileri, Ksenofon’un verdiği bilgiler ve Ksenofon’un izlediği yol konusundaki tespitlerimizle birlikte değerlendirdiğimiz zaman, Makronların Of/Solaklı, Sürmene/Manahos, Araklı/Karadere, Yanbolu Deresi, Yomra/Kalafka vadilerinde ve daha yoğun olarak da bu vadilerin orta ve yüksek kesimlerinde kurmuş oldukları köylerde yaşadıklarını söyleyebiliriz. Arianus’un çizdiği sınırı ve doğuya doğru bölgede yaşayan halklarla ilgili verdiği bilgileri bölgenin coğrafi yapısına göre değerlendirdiğimiz zaman, Makronların, Of-Yomra arasında sahil şeridine kadar indiklerini de söylemek mümkündür.

Hayvancılık ve tarımla uğraşan, yün ya da kıldan yapılma elbiseler giyen, örme kalkanlar ve mızraklarla silahlanmış, silahı namus sayan bir anlayışa sahip olan Makronlar, Ksenofon ve arkadaşlarına yiyecek temin için pazar kurduklarına göre ticaret bilen, aralarından birinin esir olarak Atina’da bulunduğunu dikkate alırsak, sadece komşu halklarla değil, Karadeniz üzerinden deniz ötesi halklarla da ilişkileri olan, topraklarına düşmanca niyetle gelenlere karşı savaşçı ama dostça gelenlere karşı misafirperver ve yardımcı bir halk olarak tanımlayabiliriz. ”(9)

2400 yıldan bu yana yazılanlardan anlaşılacağı üzere, Karadeniz Bölgesinin önce Sinop-Samsun daha sonra da Trabzon-Giresun yöresine ticaret maksadı ile gelen Helenlerden çok daha önce bölgemizin değişik kavimlerce şenlik bulunduğu ve bu kavimlerin farklı farklı lisanlar konuştuğu tarihi bir gerçektir.

 

 

Ahmet MUTLUOĞLU

İstanbul-Çamlıca, 27. 05. 2017

KAYNAKLAR:

  • Ksenofon, Anabasis (Tercüme: Hayrullah Örs), 4. Kitap, 6. Bölüm, 15. , 16. , 17. Paragraf, Remzi Kitabevi, Ankara 1938.
  • Tarih, Heredotod, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çeviren Müntekim Ökmen, Sayfa 17, Paragraf 28, Ocak 2002, İstanbul.
  • Doğu Karadeniz Arkeolojisinin Keşfi, Emine Yılmaz, Samsun 2010, http://samsun02.blogspot.com.tr/2016/03/dogu-karadeniz-arkeolojisinin-kesfi.html.
  • Stabon Geographika, Çeviren, Adnan Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Sayfa 29, 2005 İstanbul.
  • Karadeniz Kapadokyası (Pontos), Bilge Umar, İnkılap Yayınevi, 2000-İstanbul.
  • Anabasis Onbinlerin Dönüşü, Ksenofon-Oğuz Yarlıgaş, IV. Kitap-VIII. Bölüm Sayfa:359, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2011.
  • Tarih, Heredotod, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çeviren Müntekim Ökmen, Sayfa 544, Paragraf 78, Ocak 2002, İstanbul.
  • Stabon Geographika, Çeviren, Adnan Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, Sayfa 28, 2005 İstanbul.
  • Doğu Karadeniz, Mehmet Bilgin, Ötüken Neşriyat, İstanbul-2007.
TEILEN
Önceki İçerikVEFAT
Sonraki İçerikVEFAT 07.06.2017

CEVAP VER

veya