27 C
Trabzon
Cumartesi, Ağustos 19, 2017
2400 SENE ÖNCE ÇAYKARA, DERNEKPAZARI VE OF’TA KİMLER YAŞIYORDU (51)

2400 SENE ÖNCE ÇAYKARA, DERNEKPAZARI VE OF’TA KİMLER YAŞIYORDU (51)

1101
0

Değerli okuyucu, Fetih’ten, yani M.S. 1461 yılından önce Çaykara ve çevresinde yaşayanlar hakkında şu ana kadar ne arşivlerde ne de yöre halkının elinde veya evinde yazılı herhangi bir belgeye rastlanmış, ne de rastlandığı duyulmuştur. Bilinenler ve konuşulanlar, tarihi eserler, nakledilen hikâyeler, söylenceler, efsaneler, bilmeceler ve masallara dayanır.

Tarihi en eski eserimiz, Fetih’ten önce mevcut olduğu tahmin edilen Çaykara Kalesi’dir. Bölgede yaşayan 1200 civarında insanın pazar yeri ihtiyaçlarını güvenli bir şekilde gidermeleri amacıyla, Çaykara’nın merkezine 2 km mesafede; Taşören, Yeşilalan, Eğridere ve Işıklı Mahalleleri ile Yeşilalan ve Eğridere derelerinin birleşme noktaları olan mevkide inşa edilmiştir. Duvarlarının önemli bir bölümü halen ayaktadır. Ne zaman inşa edildiği bilinmemekle beraber, bölgedeki benzerleri gibi, Cenevizli tüccarlar tarafından inşa ettirildiği tarihçilerin ittifak ettiği bir husustur.

Bilindiği üzere Cenevizliler, İtalya’nın Cenova şehrinde bulunan şehir devletinin mensubu, gemici ve tacir bir millettir. Osmanlı Devleti’nden de geniş imtiyazlarla donanımlı bir ticari serbesti elde ederler. Birçok yerde olduğu gibi, Güney Karadeniz sahillerinde de, Amasra, Sinop, Samsun Trabzon gibi önemli ticaret iskeleleri vardı.(1)

Bölgemizde bizlerden çok önce yaşayanlar hakkında en sağlam ve güvenilir bilgileri, Hz. İsa’dan 400, Trabzon’un fethinden 1800 ve günümüzden 2400 sene önce yaşamış, Xenophon (Ksenofon) adlı Helen asıllı bir tarihçinin kaleme aldığı (Onbinlerin Dönüşü) “Anabasis” (Tırmanarak İlerleme) adlı eserinden alabiliyoruz.

Anadolu’nun Ege kıyıları ve Trakya hariç tamamı ile tüm ortadoğudan Hindistan’a kadar olan toprakların hâkimi Pers Kralı Daryüs ölünce, yerine büyük oğlu Artakserkses (Ardişir) kral olur. Kardeşi Kyros (Kurus) ise, ağabeyini tahttan indirip kral olmanın peşindedir. Anadolu’dan topladığı yüz on beş bin kişilik ordusunun içinde, Ege bölgesi, adalar ve Mora Yarımadası’ndan toplanan 12.400 kişilik Helen paralı askeri de mevcuttur.(2)

Manisa’nın Salihli ilçesine 10 km mesafedeki Sard Şehri’nden yola çıkan ordu, Afyonkarahisar’ın Bolvadin ilçesi yakınlarındaki “İpsos” üzerinden Tarsus’a, oradan da Adana üzerinden Hatay-İskenderun (İssos)’a ve Fırat Nehri üzerinden de Bağdat Şehri’nin güneyindeki meşhur Babylon’a yakın Cunaksa (Kunaksa)’ya ulaşır.

Kyros’un 112.400 kişilik ordusu ve 20 kadar oraklı arabasına karşı, ağabeyi Büyük Kral Ardeşir’in ordusu: 1.200.000 asker ve 200 oraklı arabadan oluşmaktadır(2). İki ordu arasında fark, bire on, Büyük Kral’ın lehinedir.

İki ordu Cunaksa’da büyük bir savaşa tutuşur. Çok kısa süren muharebede Kyros yenilir; Helen komutanlar dâhil tüm komutanları ile beraber öldürülür. Pers uyruklu askerleri Kral Ardeşir’in tarafına geçer. Sağ kalan Helen asıllı savaşçılar, yol bilmez dil bilmez bir şekilde başsız kalırlar. Geldikleri yolda ne varsa silip süpürdükleri için açlık korkusu yüzünden farklı yollardan dönmek zorundadırlar. Dağlık bölgede yollarını kaybeder, yerlilerle çatışırlar. Yegâne amaçları Karadeniz’e ulaşıp, deniz yolu ile Constantin (İstanbul)’e, oradan da Ege’ye yani ülkeleri Helen’e ulaşmaktır.

Sefere, tarihçi yazar olarak katıltan, Sokrat’ın (M.Ö. 469-399) öğrencilerinden (Ksenofon) Xenophon (M. Ö. 430-334), yüzbaşı üzerinde komutan kalmayınca başkomutan seçilir. Bir taraftan dönüşü idare ederken, bir taraftan da günlüklerini yazmaya devam eder. Sonunda ortaya çıkan “Anabasis” adlı eseri, o dönemin Anadolu kültürü ve medeniyeti hakkında geniş bilgi veren, Antik Çağın en önemli eserlerinden biri olarak bizlere kadar ulaşır.

Ksenofon Onbinleri, çok zorlu şartlar ve mücadeleler neticesinde, Dicle Nehri’ni takiben Van’a, oradan, Erzurum’a, oradan da Bayburt yakınlarındaki “Gymnias”a ve Khalbya (Haldıya)’ ya ulaştırmayı başarır.

Çocukluğumuzda, Bayraklı Yaylamızın yaslandığı Kurtdağı’nın ötesinden her pazartesi Çaykara’ya doğru gidip ertesi gün ikindi vakti aynı kervanla dönen atlılara “Halt”, gittiklere yerlere de “Haldiya” denirdi. Bazen de “Haltların atları, Haltların sürüleri geçti” şeklinde zikrolunurlardı. Yani, Of’a bağlı Hanlut (Dağönü) Köyü ile bu köye bağlı; Varhali, Cordanlı, Büyükköy, Çiheli, Çapaklı, Ayandos, Puşur, Manoşar ve Hacı Kurtlar -Şenusırmağı mahalleleri ile Çaykara’ya bağlı, Aso (Derindere), Yente (Çayıroba) ve Haldızen (Yaylaönü) köyleri sakinleri “Haltlar”, yöreleri de “Haldiya” diye anılırdı. Bu deyimler halen de kullanılmaktadır. Çaykara’ya bağlı Yaylaönü Mahallesi halen de Haldızen olarak anılır. Yaylaönü ismini sadece o köylüler direkt olarak bilebilir; diğer köylülerin %90’ı bilemez.

Halbya, demir-çelik ülkesi anlamında olup, zaman zaman sınırları değişime uğrayan, Trabzon ve Giresun sahillerinin iç kısımlarında, dağlık bölgelerin adı olarak anılır tarih boyunca.(3)

İsterseniz Ksenofon’un Haldiya notlarını kendisinden alalım:

“Oradan Khalybiler ülkesine yedi günde gelindi. Khalybiler aralarından geçilen halkların en savaşçılarıydı ve Helenlerle göğüs göğüse savaştan kaçmıyorlardı. Karınlarının altına kadar inen keten zırhlar ve sık örülmüş ip eteklikler giyiyorlardı. Ayrıca bacak zırhları, miğferleri ve bellerinde Lakonia hançeri uzunluğunda kılıçları vardı; bununla savaşta yakalayabildiklerini boğazlıyor, sonra kafasını kesiyor ve düşmanın görebileceği bir yerdeyseler, şarkı söyleyip dans ediyorlardı. Ayrıca yirmi ayak kadar uzunluğunda tek uçlu bir mızrak da taşıyorlardı. Korunaklı köylerine kapanıyor, sonra Helenler geçince savaşmak için peşlerine düşüyorlardı. Erzaklarını, öyle korunaklı yerlerde saklıyorlardı ki, bu ülkede hiç bir şey ele geçirilemedi. Hayvanlara vermek için Taokhlar bölgesinden alınanlardan başka bir yem kalmamıştı.”(4)

Ksenofon, daha sonra, “Gymnias” diye adlandırdığı ve zenginliğinden bahsettiği yer olan ve araştırmacıların Bayburt olduğunu belirttikleri bölgede hem ihtiyaçlarını karşıladıklarını, hem de kendilerini Karadeniz’e ulaştıracak bir “kılavuz”un eşliğinde yollarına devam ettiklerini kaydeder.

Yazarın “Thekhes” diye adlandırdığı dağa gelindiğinde, askerler deniz! deniz! diye haykırırlar hep bir ağızdan. Tepeden deniz görünmüştür.

Mihmandar, denize ulaşmanın yolunu tarif eder; Ordu’nun ortak mallarından, bir at, bir gümüş kâse, bir Pers elbisesi ve bir miktar para ve yüzük ile ödüllendirilerek geri döndürülür.

Araştırmacıların kahir ekseriyetinin kanaatine göre, Ksenofon’un Thakes diye adlandırdığı dağ, bu güzergâhta, tepesinden denizin görülebileceği yegane dağ olan, Sultan Murat Yaylası yakınındaki Madur Dağıdır.(5)

Onbinler, sevinç çığlıkları eşliğinde denize doğru yollarına devam ederler. Bir süre yürüdükten sonra gördüklerini şöyle anlatır Ksenofon:

“Sorgun ağacından kalkanlarla ve mızraklarla silahlanmış olan ve kıldan elbiseler giyen savaşçılar, ırmak geçidinin öbür kıyısında savaş düzeninde beklemekteydiler. Birbirlerine cesaret veriyor ve ırmağa taş savuruyorlardı. Attıkları taşlar Helenlere erişmiyor ve hiç bir zarar vermiyordu. Daha önce buralardan devşirilip Atina’da köle olarak satılan bir ailenin çocuğu olduğunu söyleyen bir asker gelip bu halkın dilini bildiğini, sakıncası yoksa onlarla konuşmak istediğini söyler. Hiç bir sakınca yok. Haydi, konuş onlarla ve önce kim olduklarını öğren, cevabını alıp sorunca da; biz Makronlarız, yanıtını verirler. Neden savaş düzenine girdiniz ve neden bize düşman olmaya gerek duydunuz, sorusunu da; çünkü ülkemizi istila ediyorsunuz, diye cevaplarlar.”(6)

Tarihçilerin ittifakına ve çevirmenin anlatımına göre, Makronya, bu günkü Rize ve kısmen Trabzon civarında yaşayan halka ait, Çaykara, Holo Köyleri, Beşköy, Dernekpazarı, Köprübaşı, İyidere, Of, Sürmene ve Araklı sahillerini içine alan ve Araklı Karadere’de son bulan bölgedir.

Ksenofon, amaçlarının istilâ değil denize ulaşmak olduğunu söyler ve onların geleneklerine göre mızraklarını karşılıklı değiştirerek tanrıların tanıklığında barış yaparlar. Makronlar da kendilerine yol açarak sahile ulaşmalarına yardım ederler.

Karadereye kadar Makronların eşlik edip takip ettikleri Onbinler, Karadere sınırından sonra, Lazların Ataları Kolkhisler (Araklı, Arsin, Yomra, Maçka, Çağlayan, Trabzon Merkez, Akçaabat Çevresi halkının) ülkesine geçtiklerini ve onlarla bir hayli savaşıp köylerini yağmaladıklarını, deli ballarından yiyen askerlerinin hastalanıp kendilerinden geçtiğini anlatan Ksenofon, nihayet Kolkhisler ülkesinin sahilinde, Sinop’a bağlı bir koloni kalesi içinde yaşayan ve kendileri ile aynı dili konuşan Helenlere ulaştıklarını anlatır.

30 gün Trabzon Merkezi ve çevresinde Kolkhislilerin köylerini yağmalayan Helenler, kale içindeki soydaşlarının da araya girmesi ile bir kısmı temin edilebilen gemilerle deniz yolu ile, kalan kısmı da, kara yolu ile Trabzon’u terk eder, Cerasous (Giresun)’a doğru yol alır. Başından sonuna iki yıla yakın bir süre katlandıkları zor maceralarının sonunda da sağ kalanlar, İstanbul ve İzmir üzerinden, Helen Ülkesine ulaşır.

Görüleceği üzere günümüzden 2400 yıl önce Sürmene, Of, Dernekpazarı ve Çaykara’nın dağlık kısımlarında, sert ve savaşçı Demirci Halbyler ile sahile yakın kısımlarında, daha yumuşak yapıdaki Makronlar yaşamakta olup gelen Helenlerle tercüman vasıtası ile anlaşabilmişlerdir. Yani Helenlerle yakından uzaktan hiçbir alakaları yoktur. Trabzon’da da sadece kalıntıları halen mevcut olan kalenin içinde Helence konuşan ve Sinop’a bağlı olarak faaliyet gösteren, ticaret erbabı “kolonist” ler yaşamaktadır. Araklı, Arsin, Yomra, Maçka, Çağlayan ve Akçaabat bölgelerine de, dilleri tamamen farklı Kolkhisler hakimdir.

Bölgede, ticari ve kültürel faaliyetlere hakim, Cenova, Venedik ve Helen ülkelerinden gelen küçücük tacir grubu, geçen zaman içinde dil ve kültürlerini, onlara göre sanatta, ticarette, kültür ve eğitimde çok geri kalmış yerli toplumlara kolaylıkla empoze ederek Trabzonca diyebileceğimiz, Helence ile yerli dillerin karışımı bir dilin doğmasına da vesile olurlar. Bu konunun ayrıca derinlemesine irdelenmesi gerektiğini belirterek bizlerden 2400 sene önce, Solaklı’nın suyunda balık avlayan Makronlar ile Haldızen Dağları’nda inek bekleyen Khalbylerle burada vedalaşalım.

 

Ahmet MUTLUOĞLU

İstanbul-Çamlıca, 27. 04. 2017

KAYNAKLAR:

  • http://www. osmanlimedeniyeti. com/Bilgi/Y%FDld%FDr%FDm%20Bayezid%20D%F6nemine%20Kadar%20Ceneviz%20Cumhuriyeti
  • Ksenofon, Anabasis (Tercüme: Hayrullah Örs), 1. Kitap, 7. Bölüm, 10. Paragraf, Remzi Kitabevi, Ankara 1938.
  • Doğu Karadeniz, Mehmet Bilgin, sayfa, 47, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2007.
  • Ksenofon, Anabasis (Tercüme: Hayrullah Örs), 4. Kitap, 6. Bölüm, 15. , 16. , 17. Paragraf, Remzi Kitabevi, Ankara 1938.
  • Anabasis Onbinlerin Dönüşü, Ksenofon-Oğuz Yarlıgaş, 650. sayfa, 325 nolu açıklama, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2011.
  • Anabasis Onbinlerin Dönüşü, Ksenofon-Oğuz Yarlıgaş, IV. Kitap-VIII. Bölüm Sayfa:359, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2011.

CEVAP VER

veya