26 C
Trabzon
Pazar, Ağustos 9, 2020
23. ÇAYKARA- TAŞÖREN (ZELEKA) KÖYÜ CAMİMİZİN TARİHİ VE SANATSAL DEĞERİ

23. ÇAYKARA- TAŞÖREN (ZELEKA) KÖYÜ CAMİMİZİN TARİHİ VE SANATSAL DEĞERİ

0
2245

Bu yazıyı kaleme alan kişi nüfus kayıtlarında 01.01.1950 doğumlu olarak kayıtlıdır. Babası, Eğridere Köyü’nden hiç tanımadığı annesi ile 1951 yılında görücü usulle evlenmiş olup adı geçenin 1952 yılının güz aylarında, mısırlar biçilirken dünyaya geldiği söylenir yıllar yılı. Söz konusu durum, 1970’li yıllara kadar, çevrede yaşayan insanların yüzde sekseni için geçerlidir.

Bir kısım insanımız dedesinin, çoğu insanımız dedesinin babasının, neredeyse hepimiz dedemizin dedesinin nerede yattığı sorusunu cevaplayamazken; köyün, mezranın, yaylanın, caminin, değirmenin vs., tarihini sağlıklı olarak bildiğimizi iddia edebilir miyiz?

Kulaktan kulağa gelen rivayetlere göre 1600’lü yılların sonlarında, köy girişindeki birkaç hektarlık düz alanda 10’u geçmeyen hane ile kurulup, komşu köy Yeşilalan’ın bir mahallesi olarak iskân edilen köyümüzde doğal olarak cami yoktur. Cuma namazları, adı geçen köy merkezine dereyi geçerek gidilmesi suretiyle eda edilir. Üstelik yollar ıssız, cehalet diz boyu, yolculuklar tehlikelidir. Kutri Ali Efendi (1882-1978)’den dinlemiştim; kendisi de ilk ergenlik döneminde, 80’in üzerinde yaşlı olan Büyük Kasap’tan, şimdi yerinde yeller esen ve fakat bizim de çok iyi bildiğimiz demirci kulübesinde demir döverlerken dinlediğini şöyle nakletmişti: “O zamanlar düşmanlıklar çokmuş, insanlar bir yerden başka bir yere güvenlik içinde seyahat edemezlermiş. İşi kolaylaştırmak için ortak aklı çalıştırarak bir yol bulmuşlar; Cuma günleri kimse kimseye sataşmayacak, saldırmayacak, sair günlerde de seyahat etmek zorunda olanlar, yanlarına bir bayan alacak. Bir bayanın refakatinde seyahat edenlere de aynı şekilde sataşılmayacak ve saldırılmayacak.”

İşte bu ağır koşullar altında Cuma namazı kılmak için Yeşilalan’a giden dedelerimiz, orada da pek temenna ile karşılanmazlar, yük gibi görülürlermiş. Hatta camileri yok diye “tahtasız” olarak lâkaplandırılırlar. Öylece anılırlar. Bir Cuma günü yine namaz kılmak için Yeşilalan’ın yolunu tutan Taşörenliler, camiye yaklaşınca, Yeşilalanlıların arasından kendini bilmez birinin  “Aha gene geliyor tahtasızlar” dediğini duyunca, namazı kılmadan geri dönerler ve hemen o gün şimdiki okul ile Hasan Kabaoğlu’nun evi arasında bir caminin inşasına koyulurlar. Küçük, tahta bir mescit inşa ederler kendi ihtiyaçlarına göre. Artık onların da bir tahtaları vardır. Ama ne yazık ki “tahtasız” lâkabından kurtulamazlar asırlar boyu.

Masalları anlatan aksakallı bilgelerin deyimiyle; günler ayları, aylar yılları kovalar, ne kadar zaman geçtiği bilinmez. Köy nüfusu artmaya başlar, mecburen sarkmak zorunda kalınır tepelere doğru.  Düzlüğün üstündeki tepe de güzeldir, seyrangâhdır, görünür oradan çevre köyler: Yeşilalan, Akdoğan, Soğanlı, Şahinkaya, Eğridere.  Kimse ileri atılıp tepeye ev yapmaya cesaret edemezken, komşu köy Eğridere’den kılıcı keskin Niyazoğlu’nun, bir konak yaptıracağı şayiası duyurur fısıltılar yoluyla. Köylü pirelenir, kuşkulanır ve bir gece âni bir kararla mescidi söker tepeye taşır ve oraya kurar camisini. Ama cami yine aynı küçük mütevazı mescittir ve zaman ilerledikçe ihtiyaca cevap veremez olur. Diğer taraftan çevre köyler de peş peşe cami inşa etmektedir. Katılır yarışa Taşörenliler de. Cami kitabelerinde de belirtildiği gibi, 1841 yılında küçük mescitlerini yıkar ve görkemli bir cami inşaatına koyulurlar (yaklaşık 8.00m.x12.00m. ebatlarında). Köy henüz dağlık araziden bozma olduğu için çam ağaçları çoğunluktadır. Dernek’ten, Kabataş Köprüsü’nden, Çaykara Merkezi’nden taşınır dayanıklı kerestenin çoğu. İlkel el hızarları ile biçilir ağaçlar. Santim santim oyulur süsler kıvrımlar kirişlere, direklere, tahtalara Kafkasya’dan geldikleri rivayet edilen ustalar ve yanlarındaki Taşörenli çırakları tarafından.

Halen Konya Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Haşim KARPUZ; İstanbul’da basılan Vakıflar Dergisi’nin 1990 yılı 21. sayısında yayımlanan “Trabzon’un Çaykara İlçesi Köylerinde Bulunan Bazı Camiler” başlıklı makalesinde camimizden şöyle bahseder:

“Köyün merkez mahallesinde yer alır. Batı­sında bir de medresesi vardır. Son yıllarda caminin kuzey cephesi tamir edilmiş ve kapatılmıştır. Bu sırada içteki mahfil de geniş­letilmiştir. Batı cephesindeki kapıdan girilen cami dikdörtgen plânlıdır. Mahfil seviyesine kadar düzgün yontu taş, bunun üzerinde ahşap yığma duvarlara sahiptir. Örtüsü dört omuz olup kiremit kaplıdır.

Cami süsleme bakımından oldukça zengin­dir. Kapı, minber, mahfil korkulukları ve tavan ahşap oyma olup tavanlar ayrıca nakışlanmıştır. Kapı kanatları üzerinde uzayıp giden kıvrık dallar arasında lâleler belirgin olarak gösteril­miştir. Minberin yan aynalarında dikdörtgen panolar içinde vazoda çiçekler, nar, üzüm sal­kımları, stilize ağaçlar, rozet ve çarkıfeleklere yer verilmiştir.

Taş mihrap üzerinde değişik motifler göze çarpar. Stilize ağaç dalları arasında üzüm sal­kımları, vazodan çıkan çiçekler ve ibrik motif­leri bunlardan bazılarıdır. Mihrap ve kapı üzerindeki kitabelerden ya­pının H. 1257-1260. – M. 1841-1844 yılları arasında yapıldığı anlaşılmaktadır.”

Halen, Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Batı Sanat ve Çağdaş Sanat Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr. Mehmet Yavuz ise; Türk Diyanet Vakfı, Ankara, 2009 basımlı “Çaykara ve Dernekpazarı’nda Geleneksel Köy Camileri” adlı eserinde, camimizi daha detaylı bir şekilde ele alarak şöyle anlatır:

“Yapı, Çaykara’nın 6 km doğusunda; Taşören (Zeleka) Köyü’nün meyilli bir yamacı üzerine kurulmuştur.

Cami üzerinde, birbirine yakın tarihli, iki ayrı kitabe bulunur. Bunlardan erken tarihli olanı, mihrabın yaşmak kısmı üzerinde olup, H.1257 tarihini gösterir. İkinci kitabe ise giriş kapısındaki kemer üzerindedir ve H.1260 tarihini gösterir. Söz konusu bu iki kitabenin tarih olarak birbirine yakın olması ve cami üzerinde başka yorumlara neden olabilecek ayrı bir kitabenin bulunmayışı, bu caminin H.1257-1260 (M. 1841- 1844) yılları arasında yapıldığını göstermektedir.

Derinlemesine dikdörtgen şekilde planlanan caminin harim kısmı, içten içe 7,30 x 11,70 m, dış ölçüleri ise 12,50 x 8,70 m’dir. Ancak caminin, diğer örneklere kıyasla, oldukça uzun olması, yakın zamanda kuzey duvarının yıkılarak geriye doğru çekilmesinden kaynaklanır. Bu tadilat esnasında mahfil de geriye doğru genişletilmiştir. Caminin kuzeyine sonradan eklenen bölüm çıkarıldığında, caminin asıl ölçülerinin, dış hatları itibariyle, 8,70 x 10,50 m olduğu anlaşılır.

Caminin beden duvarları iki ayrı geleneksel malzeme kullanılarak yapılmıştır. Zemin kat duvarları mahfil hizasına kadar düzgün kesme taştan yapılmıştır. Mahfil katı ise tamamen ahşap yığma tekniğinde inşa edilmiştir.

Cami üzeri, içten düz ahşap tavan, dıştan ise geniş saçaklı, dört omuz kırma çatı ile kapatılmıştır. Çatı kaplaması olarak geleneksel oluklu kiremit kullanılmıştır. Aydınlatma maksatlı olarak beden duvarlarında zemin katta, güneyde ve batıda ikişer, üst katta ise, güneyde dört, batıda üç, doğuda ise iki dikdörtgen pencereye yer verilmiştir. Yapının pencere çerçeveleri yakın zamanda yenilenmiştir.

Caminin kuzeybatı köşesinde ahşap bir minare bulunuyordu. Ancak bu minare yakın bir tarihte yıkılarak yerine betonarme bir minare yapılmıştır. Caminin batısında, ortasında küçük bir avlusu bulunan medresenin de bu yapıyla alakalı olduğu anlaşılmaktadır.

Caminin giriş kapısı kuzeybatı köşeye yakın bir yerde olup doğrudan içeri alınmış olan son cemaat yerine açılmaktadır. İki kanatlı kapının üst kısmı, balıksırtı desenlerine sahip, yuvarlak kemerli hale getirilmiştir. Kemerin orta kısmında, Osmanlıca olarak, “sene 1260” yazısı bulunur. Kemer köşeleri ise eşkenar üçgenlerle doldurulmuştur. Kapı kanatları ile sövelerinin geniş yüzleri, oyma tekniğiyle yapılmış, uzayıp giden kıvrık dallar arasında, lale çiçekleri ve yapraklarla süslüdür. Kenarlarda kalan kısımlar ince çerçeveler halinde düzenlenerek üzerleri saç örgüsü ve geometrik desenlerle bezenmiştir.

Harimin kuzeyinde, sonradan yapılan ilave bölüm ile birlikte, ikişerden altı ahşap direğin taşıdığı mahfil kısmı bulunur. İlk dört ahşap direğin bulunduğu kısım orijinalden kalmadır. Geride kalan iki direkli bölüm ise onarımdan sonra yapılmıştır. Ön sırada bulunması gereken ve son cemaat yerini belli etmek için kullanılan, geometrik şebekeli ahşap korkuluklar da, yapılan tadilatla birlikte geriye alınmıştır. Plana yansıyan mevcut düzenden de bu onarımın izlerini bulmak mümkündür.

Üst katta, mahfilin ortasında, iç mekâna yaklaşık 60 cm’lik kademeli bir taşıntı yapan müezzin köşkü bulunur. Müezzin köşkünün yüzleri yine ahşap bezemelidir. Bu bezemeler arasında, alternatif olarak işlenmiş, ‘S’ çizgileri üzerinde lale çiçekleri, balıksırtı (Şevron) motifleri ve basit geometrik desenler hemen dikkati çekmektedir. Mahfille birlikte müezzin köşkünün kenarları ikişer bölümlü, boğumlu ahşap korkuluklarla çevrilmiştir.

Mahfil kısmı, caminin doğu ve batı duvarları üzerinde, iç mekâna 60 cm’lik bir çıkıntı yaparak, mihrap duvarlarına kadar uzanır. Böylece mahfil iç mekânı ‘U’ şeklinde sarar. Bu uygulama, yöredeki bu tür camilerin çoğunda görülen, ortak bir uygulamadır. Yanlarındaki balkon kısımlarında ve mahfilde, tavanı destekler nitelikte, başlıkları bitkisel ve sarkıt işlemeli, dörder ahşap direk kullanılmıştır.

Yapılan tadilatla birlikte mahfil kısmı da oldukça derinleştirilmiştir. Mahfil kısmında; öndeki bölümle ortadaki bölüm, içleri boş altıgenlerin oluşturduğu, ahşap kafesli paravan bir duvarla birbirinden ayrılmıştır. Son derece güzel düzenlenmiş bu kafesli bölüm, kadınlarla erkeklerin bulunduğu kısmı birbirinden ayırmak için yapılmış olmalıdır. Mahfil katında, tavanı desteklemek için kullanılan ahşap direklerin başlıklarında ve bu direkler üzerine oturan ahşap hatıllar üzerinde, yine oyma şeklinde yapılmış, bitkisel ve geometrik bezeme bulunur.

Harimi örten düz ahşap tavanın ortasında, tavan içine gömülmüş sekizgen bir göbek kısmı bulunur. Söz konusu bu tavan göbeği, dışta kare bir çerçeve ile çevrelenmiştir. Bu çerçeve üzerindeki süslemeler müezzin köşkünün aynalığında da kullanılan bezeme ile aynıdır. İçteki sekizgen konkav kornişin her bir bölümüne, ‘Allah, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin’ isimleri yazılmıştır. Tavan göbeğinin merkezinde ise geometrik işlemeli dairelerin oluşturduğu, çarkıfelek biçiminde asıl göbek kısmı bulunur. Sekizgenin köşelerinde kalan boşluklar ise değişik şekilde işlenmiş geometrik bezemeye sahiptir. Bu süslemelerin üzerleri, sonraki dönemlerde yapılan onarımlar sırasında, değişik renkteki boylarla boyanmıştır.

Caminin güney duvarındaki taş mihrap nispeten doğuya kaydırılmıştır. Yaşmak kısmı çevresindeki yazılar ve dört geometrik desen haricinde, mihrap oldukça sadedir. Yukarıya doğru beş kademeli olarak daralan niş kısmı altı yüzeyli olarak düzenlenmiştir. Mihrabın en hareketli kısmı yaşmak kısmıdır. Bu kısımda ortada küresel bir kabaraya yer verilerek etrafı dört hareketli bitki yaprağıyla sarılmıştır. Küresel kabaranın tam üzerinde Osmanlıca olarak, “sene 1257” tarihi yazılıdır. Bu tarih yazısının her iki yanında, ikişer satırlık birer yazı kitabesi daha bulunur.

Sağ tarafta; “Küllemâ dehala ‘aleyhâ zekeriyyâ’l-mihrâb” ayeti ile “El-cennetü akdâmu’l-ümme’hât” hadisi, sol tarafta ise  “Inne ‘s-alâte kânet ‘ala ‘l-mü ‘minine kitaben mevkuta” ayeti ile “Küllü şey’in lehü tedüllü ‘alâ en’umihi” ibaresi yazılmıştır.

Yaşmak kısmının her iki yanında, stilize edilmiş birer hayat ağacı motifi bulunur. İnce geometrik bir çerçeve içine alınan mihrapta başka bir dekoratif unsur bulunmayıp, yapılan onarımlarda beyaz yağlı boya ile boyanmıştır.

Mihrabın sağına yerleştirilen minberin tamamı ahşaptan olup üzerinde değişik süslemeler mevcuttur. Minberin mihraba bakan sol aynalık kısmı tamamen bitkisel bezemelidir. Burada saç örgüsü işlemeli dikdörtgen ve üçgen çerçeveler içinde, hayat ağacını andırır nitelikte, vazodan çıkan, stilize edilmiş lale çiçekleri, bitki motifleri ve üzüm salkımları bulunur.

Minberin sağ aynalığında ise geometrik desen ağırlıklıdır. Bu desenler arasında, ince silmeli kare çerçeveler içine işlenmiş, çeşitli şekilde lale çiçekleri, papatya, rozet çiçeği ve çarkıfelekler bulunur. Minberin kapı söveleri ve korkulukları üzerinde, yine oyma şeklinde yapılmış, lale çiçekleri, zencirekler ve saç örgü desenleri bulunur.

Minber kapısının üst kısmında yuvarlak bir kemer oluşturulmuş ve bu kemerin üzerine “Suni’a fî’l-halk … sâhibü’l-minher Mehmed”  yazılmıştır. Minber kapısının taç kısmının altında ise bir hadis metni bulunur.

Caminin kuzeybatısında bulunan minare sonradan yapılmış olup orijinal değildir.”

Alıntılardan da anlaşılacağı üzere, namı ilimiz sınırlarının dışına taşan camimizin inşasında, köyümüz Yunuslarından bir Koca Yunus da çıraktır yanlarında Kafkas Ustalarının. Duvarlar örülünce: “Ben bir kapı yapayım size, beğenirseniz takarsınız camiye, beğenmezseniz, başka bir yerde kullanırım” der ve günümüz mimarlarını hayretlere düşüren, dünyada türünün tek örneği kapısını yapar caminin.

Yine kitabesinden anlaşılacağı gibi, 4 yılda (1845) tamamlanır kaba inşaatı. Ancak süslemeleri ve bezemeleri uzun yıllar alır. Bizim kuşağın yakinen tanıdığı Çeyrek Oğlu Ömer Aydın (1889 -1970) Usta son bezemelerini,  7. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in sınıf arkadaşı olduğu söylenen köyümüzün ilk mühendisi Ahmet Taka (1924-1989) da duvar resimleri ile süslemelerini tamamlar.

Çeyrekoğlu (Aydın) Ömer Efendi, Ömerefendioğlu (Aslan) Ali Oğlu Molla Salih Efendi, Taka Hasan Efendi, Karahasanoğlu (Kiki) Mehmet Efendi (1882-1962) , Cevahiroğlu Ahmet (Seçilmiş) Efendi (1909-1991) ve medrese geleneğinden gelen ve günümüzde nesli tükenmekte olan güçlü hocalarımızdan Hudekoğlu Ahmet Tuncer (1933-2003) Hocaefendi camimizde görev yapan tanınmış hocalarımızdır.

ahmetms

Ahmet MUTLUOĞLU

Çamlıca, 05. 03. 2011

 

KAYNAKLAR:

A- ESERLER :

1.Trabzon’un Çaykara İlçesi Köylerinde Bulunan Bazı Camiler, Prof. Dr. Haşim Karpuz, Vakıflar Dergisi 21. Sayısı, İstanbul-1990

2.Çaykara ve Dernekpazarı’nda Geleneksel Köy Camileri, Doç. Dr. Mehmet Yavuz, Türk Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara-2009

3.Of Nüfus Defterleri (1884), Sezgin Demircioğlu – Süleyman Bilgin, Şenyıldız Yayınları, İstanbul-2011

B- KİŞİLER :

  1. (Kutri Ali Efendi) Ahmet Ali Mutlu (1882-1978)
  2. Mehmet Asanoğlu (1905-2010)
  3. Resul Atalay, Mehmet oğlu, (1915-…)
  4. Mehmet Hulûsi Mutluoğlu, Ahmet oğlu, (1926-…)
  5. İbrahim Atalay, Mehmet Oğlu (1929-…)
  6. Süleyman Rendeci, Kasım Oğlu, (1930-…)
  7. (Ahmet Taka) Hilmi Tekeoğlu (1931-…)
  8. Salih Recep Karaoğlu, Mehmet Oğlu, (1932-…)

CEVAP VER

veya