26 C
Trabzon
Pazar, Ağustos 9, 2020
07. KUSKAR İLE KORKULUK’UN MEŞHUR ATIŞMASI

07. KUSKAR İLE KORKULUK’UN MEŞHUR ATIŞMASI

0
1793

ahmetms

KUSKAR İLE KORKULUK’UN MEŞHUR ATIŞMASI

 

Köyümüzde “Kültür ve Edebiyat” alanında yazılı eserlerimizi ve çok değerli yazarlarımızı tanıdıktan sonra, sıra sözlü edebiyatımıza gelmiş bulunuyor.Sözlü Edebiyat’ımıza Kuskar’ın Meşhur,Peynir Malezi Hikayesi ve Atışması ile başlarsak, sanırım yerinde olur.Zira bu hikaye ve atışma yüz yılı çok aşan bir zamandan beri, köyümüzde, hiç unutulmadı ve her sırası geldikçe, dün olmuş gibi anlatıldı. Okuyunca siz de hak vereceksiniz.

 

YEDİM PEYNİR MALEZİ O DA PİŞMEMİŞ İDİ

 

Çaykara Bölgesi’nde ve dolayısı ile Köyümüz Zeleka (Taşören)’de, bizim çocukluğumuzun geçtiği 1960 lı yıllara kadar, düğün sahipleri düğüne gelecekleri bizzat davet etmezler, bu işi damatları ve enişteleri aracılığı ile yaparlardı.Bunun için yakından uzağa damat ve eniştelere, davet edecekleri tahmin edilen adam sayısına göre baklava gönderilir, damat ve enişteler de bu baklavaları davetlilere sunarlardı. Damat ve eniştelerin davet ettiği her gruba”Kol” denirdi.Bu yolla damatlar ve enişteler daha kalabalık kollarla iştirak etmek ve daha çok silah atarak “donanma”da birinci gelmek için yarışırlardı. Böylece düğünler bir taraftan şenlik ve eğlenceli olur diğer taraftan da düğün sahibinin donanma masrafına yardımcı olunurdu.Bu gelenek 1960 lara kadar azalarak devam etmiş ve daha sonra düğün davetleri, farklı şekillerde yapılmaya başlanmıştır. İşin bu tarafını, ileride “gelenek ve göreneklerimiz” bahsinde tekrar ele almak üzere konumuza dönelim.

Ahmet Kuskar, bin sekizyüzlü yılların ikinci yarısında, Zeleka’da mutevazi bir hayat yaşayan hali vakti kendine yeterli, saygın bir kişidir. Daha iyi tanınması bakımından açıklamak gerekirse; Büyük Ahmet Kuskar, halen hayatta olan; Sabri Akyüz (1944- …) ve İbrahim Akyüz (1951-…) in dedeleri, Rahmetli İsmail Akyüz (1890-1976) ile Rahmetli Muhtar Mehme Akyüz (1910-1982)’ün babalarıydı. Büyük Ahmet Kuskar Eğridere Köyü Zemet (Zeamet) Mahallesinden Hanife Hanımla evliydi.

Günlerden birgün Hanife Hanım’ın akrabasından bir delikanlının düğünü yapılacaktır. Düğün sahibi de çevrede tanınan bilinen, biraz da mağrur bir kişidir. Yakından uzağa, damatlar ve sülâlenin enişteleri, baklava gönderilip “kol” çağırmaları için önem sırasına göre, sıraya konur, listelenir ve her birine ikişer üçer baklava gönderilir. Listeyi inceleyen Sülâlenin Bilgeleri’nden biri “Kuskarı unuttunuz uşaklar, O’na baklava göndermeyecek misiniz?” deyince, düğün sahibi:  ” Ha! doğru, Kuskarika da var, eniştemiz sayılır, gönderin O’na da bir baklava. Belki beş on kişi getirir  .” der ve küçük bir baklava Kuskara gönderilir.Düğün sahibi, Kuskarın direkt Kayınpederi değil, kayınpederinin akrabası olduğu için, bu söylenenler kayınlarının  zoruna gider ve baklava ile haberi de uçururlar Kuskara. Doğrusu Kuskar’ın da canını sıkar bu haber. İçerlenir. Hergün biraz daha fazla rahatsız olur gıyabında söylenenlerden. Ve nihayet düğün günü gelir yaklaşır. Kuskar feci bir intikam almanın hesabını yapmıştır. Büyük bir ders vermenin peşindedir. Kol’unu, Zeno (Ulucami-Akköse) Köylerinden  davet etmeye başlar. Hiç bir hane atlamadan, Fotinos (Kabataş), Holaysa (Yeşilalan-Baltacılı), Zeleka (Taşören), Limni (Kayran), Huşo (Işıklı) Köylerini, genç ihtiyar herkesin mutlaka katılmaları ricası ile davet eder. Yapılacak donanma için, onlarca kilo barut, dinamit, bir o kadar da mermi temin eder .

Düğün sabahı, köylerden akın akın insan seli akar Zelekaya doğru. Kırkı aşkın tüfekli, yüzü aşkın tabancalı silahşörün yanında, onbeş kadar da dinamitçi vardır donanma grubunda. Cephane dağıtılır, yürüyüş düzeni için, terdibat alınır; Yola giren her yirmi kişiden sonra, iki tabancalı, bir tüfekli bir de dinamit bombacısının yola çıkması ve yolda ilk ekipten başlanarak, her ekibin birer atışından sonra, devamındaki ekibin donanmaya geçmesi ve bu uygulamanın son düğüncünün düğün evine varmasına kadar, aralık vermeden devam etmesi, donanma ve yürüyüş düzeni için on kişinin görevlendirilmesi kararı ile yola çıkılır.İkibuçuk kilometrelik yola giren kolun, bir ucu düğün evine vardığı halde, diğer ucu hala Kuskarın evindedir.Donanma son kişinin de düğün evine varmasına kadar, ahenkli bir zaman ayarlaması ile kesilmeden devam eder. Düğün sahipleri ve karşı beri köylüler, düğünü unutur, bu muhteşem görüntüye dalar. Herkes ne olduğuna şaşırmış, birbirine ne olup bittiğinden  sorarken “vay be!..vay be!… nidaları  çınlatır vadiyi.

Gelenlerin, evde veya evlerde ağırlanması mümkün değildir. Çok yaşlılar ile hocalar evlere alınır. Diğer davetliler, avlularda, yollarda, fındık bahçelerinde ve ayakta sohbet ederek vakti geçirmeye çalışır. Misafirlere, ne birer  birer el sıkıp “hoş geldiniz” demeye, ne de,kolonya, şeker v.s. tutmaya imkân vardır. Yüz, ikiyüz kişilik mûtat düğün hesabına göre hazırlanan yemekler ile bu kadar insana sofra açmak ise mümkün değildir. Yemekler bir yana, sofralar için, sini, tabak, tas, kaşık temini bile imkânsızdı. Üstelik diğer damat ve eniştelerin de kolları ile gelen davetliler de vardır. Gerek düğün sahipleri ve gerekse köylüleri çok zor durumda kalırlar. Adet yerini bulsun için, hemen avlularda iki taş arasına yakılan ateşlerin üzerine, yayla kazanı diye tabir edilen, büyük peynir kazanları konulur, su ile doldurulup kaynatılır. Kaynayan kazanlara, biraz peynir, biraz tuz, biraz da mısır unu çalınarak, birkaç dakika pişirilir ve avlularda, çimenlerde kurulan, sözümona sofralardaki, lengerlere servis yapılır. Milletin çoğu, sofraya oturmak şöyle dursun, yanaşamaz bile. Sofralara oturanlara ise, sofra başı iki, üç kaşık verilir ve nöbetleşe kullanılmaları rica edilir. Kimine bir, kimine de iki kere kaşık sırası gelmeden lengerler boşalır.

Neyse, evcilik misali yemek yendikten sonra, eğlenceli bir şekilde, olanlar kahkahalarla anlatılarak ve donanmaya devam ederek, kız evinden gelin alınır, damat evine getirilir. Nikâh kıyılır, hocalar şerbeti içer.Böylece resmi seremoni biter eğlenceye sıra gelir.

Bir tarafta Kuskar ve kolunda doğaçlama atışma türküsü söyleme mahareti olan koldaşları; Ki Kuskar’ın turkücülüğü , başka şairlerin deyişleri ile de kanıtlı olarak zamanımıza kadar gelmiştir.Örneğin: Yine Eğridereli bir türkücü olan Mehmet Kılıç (1928-2003)’ın Aşık Mustafa Bal (1931-…)’a gönderdiği bir şiir (manzum) mektubunda Kuskar’ın türkücülüğünü şöyle anlatır:

 

“Zeleka da bulundum iki karış kar ile

Beni görüştürdüler rahmetli Kuskar ile

Düğüne davet oldum büyük itibar ile

Yüz tane hile sezdim hoşbeş eylemesinden

 

Kafiye alır almaz söyledi bana acı

Sarfettiği sözlerin aklımdadır bir kaçı

Tüm Zeleka bir taraf biz beş kişi yabancı

Gene de yardım aldı Köylü’nün çenesinden

 

Ben rahmetli Kuskar’a, sorular sordum tatlı

Beni yok etmek için üstüme geldi atlı

Açtım dolu çuvalı oldum ondan süratlı

Tere boğdum adamı su aktı çenesinden

 

Kafiye ile sordum doğum ile yaşından

Dedi haberim vardır istiklal savaşından…”

 

Bu Kuskar’ın, yukarıda adı geçen, Ahmet oğlu Muhtar Mehmet Akyüz (Kuskar) (1910-1982)  olması ihtimaline karşılık, Hikâyemizin Kahramanı, Baba’sı Büyük Ahmet Kuskar ‘ın olması da kuvvetle muhtemeldir. Mehmet Kılıç, çok genç yaşta, çok yaşlı Kuskar’ın karşısına çıkarılmış olabilir  ki, bu çok rastlanan bir durumdur o zamanlar. Genç türkücüler alt edilemeyince, yaşlı kurtların karşılarına çıkarılır ve bu yolla  “mat” edilmeye çalışılır.Netice itabarı ile, Mehmet Kılıç’ın şahadeti de Kuskarların usta türkücü olduklarını göstermektedir.

Diğer tarafta Eğridere’nin Meşhur Türkücü’sü , Aşık Mustafa Bal (1930-…)’ın babası Ömer Bal (1901-1966) Korkuluk veya O’nun da babası Büyük Korkuluk ve yardımcıları. (Keza bu ailede de türkücülük geleneği, babadan oğula devam etmektedir.Günümüzde bu geleneği Aşık Mustafa’nın oğlu Miktat Bal (1953-…) çok daha başarılı bir şekilde devam ettirmektedir.) Kırkar kişilik iki ekip karşı karşıya geçerek “seyirler”e yani “türkü atışması”na başlarlar.Diğer düğüncülerin de kimi yerde bir taş üzerine oturarak, kimi ayakta, gençler de daha iyi görebilmek için, ağaçlara çıkmak suretiyle “seyirler”i seyre koyulurlar.

Seyirlerde ekibin biri kafiyeyi belirleyerek bir beyitle seyirleri başlatır, devamında karşı taraf aynı kafiye ile bir beyit dizer ve hep bir ağzdan ve belirlenen ritim üzere arka arkaya ikidefa söyledikten sonra, sırayı karşı tarafa verir.Bir taraf,  yavaş bir ritimle ve bağıra bağıra beytini söylerken, karşı taraf da zaman kazanır ve bu esnada yeni beytini hazırlar.Yeni beyit, bazen direkt baş türkücü tarafından bazen de ekibinden fısıltı yolu ile aldığı önerilerle yine onun vereceği son şekille hazırlanır, ve söylenir. Bu karşılıklı atışma bir taraf alt edilinceye kadar bazen saatlerce bazen de çok kısa sürebilir.Alt etme, bir tarafın söylediği çok etkileyici, çok farklı ve anlamlı,  bazen de çok ağır bir beyitle olur. Her halükarda o beyit söylenince bazen güle oynaya bazen de birbirlerine kızıp hiddetlenerek ve çok nadiren kavgaya kadar vardırılarak seyir sona erdirilir.

Bu seyirlerde sözü misafir pozisyonundaki  Kuskar  alır ve kafiyeyi başlatır. Daha sonra bir Korkuluk’un Ekibi bir Kuskar’ın Ekibi şeklinde, atışma şöyle devam eder :

 

Kuskar :

Ehbap kademli olsun, güzel bir cümbüş idi

Yanılmış mıyım yoksa, yüzün asılmış idi

 

Korkuluk :

Hayırlı idi elbet, şenlik plânlanmış idi

Sen hesapsız gelince, işler karışmış idi

 

Kuskar :

Hiç hesapsız olur mu, hesap yapılmış idi

Baklava dilimleri, tek tek sayılmış idi

 

Korkuluk :

Mektepteki hocanız, biraz bunamış idi

Yirmiyi, yüzü, bini, öğretememiş idi

 

Kuskar :

Hocada kafa saat, çoktan  kurulmuş idi

Hesap tam, işlem tamam, hedef vurulmuş idi

 

Korkuluk :

Hesap edip çağıran, demek yanılmış idi

Senelerce kızımız, yılan beslemiş idi

 

Kuskar :

Ne yılandır, ne ciyan, Kuskar bir ermiş idi

Keyfini kaçırdınız, rahatsız olmuş  idi

 

Korkuluk :

Ne ettik, ne eyledik, anlaşılmamış idi

Yanlışımız var ise, sehven yapılmış idi

 

Kuskar :

Sehven olsa aldırmam, gülüp geçilmiş idi

Ok yakından atıldı, kalbim delinmiş idi

 

Korkuluk :

Sebebi bilemedik, acep nasıl iş idi

Hakaretin böylesi, hiç görülmemiş idi

 

Kuskar :

Bizde hakaret olmaz, cevap verilmiş idi

Çanağa doğranılan, kaşığa gelmiş idi

 

Korkuluk :

Olsa olsa çanağa, ekmek doğranmış idi

Karşılığı bu ise, çok ayıp olmuş idi

 

Kuskar :

Değil ekmek, taş bile, olsa yutulmuş idi

Zehir kondu tabağa, boğazda durmuş idi

 

Korkuluk :

Dostum derdin ne idi, merak edilmiş idi

Kastın meramı aştı, kine dönüşmüş idi

 

Kuskar :

Bizim kinimiz olmaz, kola gelinmiş idi

Hısımımız ağaydı, hesap edilmiş idi

 

Korkuluk :

Ağa olmaya ağa, namı yürümüş idi

Of, Sürmene, Tirabzon, adı duyulmuş idi

 

Kuskar :

Daha çok duyulacak, notu verilmiş idi

İzzetle ikramını, tarihler yazmış idi

 

Korkuluk:

Beş on kişi beklerken, bu ne biçim iş idi

Böyle “Kol” ne görülmüş ne da duyulmuş idi

 

Kuskar:

“Kuskarika” dediniz, çok ayıp olmuş idi

Hakaret ağır geldi, zoruma gitmiş idi

 

Korkuluk:

“Kol” Evi’nden çıkmadan, “Baş”ı hoşgelmiş idi

Zeno,Holaysa Huşo seferber olmuş idi

 

Kuskar :

On köy kapı bir kapı, davet edilmiş idi

Acımasaydım sana, Of da çağrılmış idi

 

Korkuluk

Çağırabilir idin, gönlümüz geniş idi

Bin yerine iki bin, farkedilmemiş idi

 

Kuskar:

Bin’i ağırladın da, iki bin kalmış idi

Atarsınız yüksekten, isminiz çıkmış idi

 

Korkuluk :

Ne idi noksanımız, her şey sunulmuş idi

Beni aldetmek zordur, namım duyulmuş idi

 

Kuskar :

Görünce Kol’umuzu, yüzün sararmış  idi

Nerde düğün neşesi, başın eğilmiş idi

 

Korkuluk :

Uykusuz geçti gecem, eğlence sürmüş idi

Biraz da üşütmüşüm, başım ağırmış idi

 

Kuskar :

İnsan hali anlarım, kanat kırılmış idi

Baş ağrısı bahane, afiyet kaçmış idi

 

Korkuluk :

Afiyet niye kaçsın, herkes hoş gelmiş idi

Belki kalabalıktan, işler karışmış idi

 

Kuskar :

Öyle bir şaşırdın ki, akılın uçmuş idi

Hoşbeş bile yapmadın, nasıl hoş geliş idi

 

Korkuluk :

Bu kusur sayılamaz, tek tek olmaz iş idi

“Cümleden hoş geldiniz!”, toptan söylenmiş idi

 

Kuskar :

Yarım saat yürüdüm, yollar karlı, kış idi

İçeri alınmadık, ayaklar donmuş idi

 

Korkuluk :

Mevsim kış olsa bile, hava güneşli idi

Evler yetmedi ama, avlular geniş idi

 

Kuskar :

İki saat dikildim, nöbeti geçmiş idi

Minderi lâzım değil, iskemle yetmiş idi

 

Korkuluk :

Sandalye ısmarladım, yetişememiş idi

Niye ayakta kaldın, tahta dizilmiş idi

 

Kuskar :

Çay kahveyi beklerken, boğaz kurumuş idi

Meyve de mi yok idi, bir elma yetmiş idi

 

Korkuluk :

Biliyosun bu sene, meyveler yanmış idi

Hurma dağıttık ama, yarıda bitmiş idi

 

Kuskar :

Uzak yoldan gelmiştik, millet susamış idi

Bardak fincanı geçtim, tas da, gelmemiş idi

 

Korkuluk :

Kana kana içseydin, depomuz geniş idi

Suyu bol, musluğu çift, çeşme yıkanmış idi

 

Kuskar :

Erken kahvaltı yaptım,karnım acıkmış idi

Gözlerim yolda kaldı, öğle çok geçmiş idi

 

 

Korkuluk :

Doğru, biraz geciktik, hesaplanmamış idi

Kazanlar kırkı buldu, ocaklar yanmış idi

 

 

Kuskar :

Karnım girdi içeri, midem boşalmış idi

Silahlığım olmasa, piştofum düşmüş idi

 

Korkuluk :

Geç oldu temiz oldu, özür dilenmiş idi

Ama sonunda doydun, yüzlerin gülmüş idi

 

Kuskar :

Cenaze kazanları, bahçeye konmuş idi

Yirmi tane ateşçi, başında durmuş idi

 

Korkuluk :

Beklerken beş on kişi bin kişi gelmiş idi

Böyle kol olur mu hiç, bu ne s..kim iş idi

 

Kuskar :

Aşçının yuzü asık, benzi sararmış idi

Biraz peynir biraz un, suya çalınmış idi

 

Korkuluk :

Kol mu idi dirsek mi anlaşılmamış idi

Gelenekler adetler, çoktan aşılmış idi

 

Kuskar :

Kazanlar kaynamadan, lengere konmuş idi

Etrafta küçük düzler, sofraya dönmüş idi

 

Korkuluk:

Ahbap bu yaptığınız, çizmeyi aşmış idi

Gene de ezilmedik, Kol ağırlanmış idi

 

Kuskar :

Beş kişiye bir kaşık o da zor düşmüş idi

Ben iki kaşık aldım, üçte tükenmiş idi

 

Korkuluk :

Lenger, sini, ne ise, temin edilmiş idi

Bin kişi yedi doydu, yemek bitmemiş idi

 

Kuskar :

Yedim peynir malezi, o da pişmemiş idi

Evden yeyip gelmesem, anam s..kilmiş idi

 

 

Kuskarın bu son sözü atışmanın kaderini belirler ve Zeleka Tarihi’ne mal olur. Gerek eğlence ve gerekse düğün sona erer. Düğüncüler, günboyu olanları anlatıp gülmeye devam ederek, kiminin çok uzakta olan, evlerine dağılırlar. Ama Kuskarın “peynir malezi” hikâyesi hiç bitmez. O gün, bu gündür; Bir davette, bir imecede, bir düğünde, bir misafirlikte, sunulanlarla yetinmeyen Zelakalılar, hemen tutturur, ilgiliye duyurmak üzere: Yedim peynir maleezi o da pişmemiş idi…

 

 

Ahmet MUTLUOĞLU

Üsküdar, 04.04.2008

 

Kaynaklar :

  1. Mehmet Asanoğlu, Mehmet oğlu, (1905-…)
  2. Hatice Asanoğlu, Mehmet Atalay Kızı, (1915-…)
  3. Kamil Baştürk, Abidin oğlu, (1936-…)
  4. Şerif Akyüz, Bahadır oğlu, (1944-…)
  5. İbrahim Akyüz, Mehmet oğlu, (1951-…)
  6. Mehmet Akyüz, Bahadır oğlu (1952-…)
  7. Yusuf Akyüz, Ahmet oğlu, (1955-…)
  8. www.talipbal.com/destanlar/atisma/mkilic.html – 28k

 

 

 

 

CEVAP VER

veya